عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ: لَمَّا نَزَلَتْ: {ثُمَّ إِنَّكُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ عِنْدَ رَبِّكُمْ تَخْتَصِمُونَ} قَالَ الزُّبَيْرُ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، أَتُكَرَّرُ عَلَيْنَا الْخُصُومَةُ بَعْدَ الَّذِي كَانَ بَيْنَنَا فِي الدُّنْيَا؟ قَالَ: «نَعَمْ». فَقَالَ: إِنَّ الْأَمْرَ إِذًا لَشَدِيدٌ.
Abdullah İbnu'z-Zübeyr (radıyallahu anhümâ) babasından naklediyor: "Sonra (ey insanlar), hiç şüphesiz, hepiniz Rabbinizin huzurunda muhakemeye duruşacaksınız" (Zümer, 31) âyeti nâzil olduğu zaman:
"- Ey Allah'ın Resûlü, dedim, dünyada iken mahkeme huzurundaki duruşmamız kâfi gelmeyecek, aynı duruşmayı âhirette bir kere daha mı yapacağız?"
"- Evet!" dedi. Ben (Zübeyr):
"- Öyleyse, dedim, işimiz çok fena!"
Kütüb-i Sitte 766, Tirmizî, Tefsir, Zümer, (3234).
عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ قَوْمًا كَانُوا قَتَلُوا فَأَكْثَرُوا، وَزَنَوْا فَأَكْثَرُوا، وَانْتَهَكُوا، فَأَتَوُا النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، قَالُوا: يَا مُحَمَّدُ، إِنَّ الَّذِي تَقُولُ وَتَدْعُو إِلَيْهِ لَحَسَنٌ، لَوْ تُخْبِرُنَا أَنَّ لِمَا عَمِلْنَا كَفَّارَةً. فَأَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ: {وَالَّذِينَ لَا يَدْعُونَ مَعَ اللَّهِ إِلَهًا آخَرَ وَلَا يَقْتُلُونَ النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللَّهُ إِلَّا بِالْحَقِّ وَلَا يَزْنُونَ وَمَنْ يَفْعَلْ ذَلِكَ يَلْقَ أَثَامًا يُضَاعَفْ لَهُ الْعَذَابُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَيَخْلُدْ فِيهِ مُهَانًا إِلَّا مَنْ تَابَ وَآمَنَ وَعَمِلَ عَمَلًا صَالِحًا فَأُولَئِكَ يُبَدِّلُ اللَّهُ سَيِّئَاتِهِمْ حَسَنَاتٍ وَكَانَ اللَّهُ غَفُورًا رَحِيمًا}. قَالَ: «يُبَدِّلُ اللَّهُ شِرْكَهُمْ إِيمَانًا، وَزِنَاهُمْ إِحْصَانًا». وَنَزَلَتْ: {قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ أَسْرَفُوا عَلَى أَنْفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعًا إِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ}.
İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Bir kavim cinayete bulaştı ve çokça adam öldürdü, zinaya bulaştı ve bunda ileri gitti. Şirke düşerek tevhidi ihlâl etti ve bunda ileri gitti. Sonunda Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e müracaat ederek:
'Ey Muhammed! Bizi davet ettiğin şeyler gerçekten güzel. Ancak önceden işlediğimiz günahların bir kefâreti var mı? Bize önce bundan haber versen!' dediler. Bunun üzerine şu âyet indi:
'Onlar ki Allah'ın yanına başka bir Tanrı daha (katıp) tapmazlar, Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar, zina etmezler. Kim bunlardan birini yaparsa cezaya çarpar. Kıyamet günü de azabı katmerleşir ve o azabın içinde hor ve hakir, ebedî bırakılır. Meğer ki şirkten tevbe edip iyi amel ve harekette bulunan kimseler ola. İşte Allah bunların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah çok mağfiret edici, çok esirgeyicidir' (Furkân, 68-70).
İbnu Abbas şu açıklamayı yaptı: "Allah şirklerini imâna, zinâlarını ihsâna (muhsanlık = namusluluk) çevirir, demektir." Şu âyet de bu mesele üzerine indi:
'De ki: Ey kendilerinin aleyhinde günahta haddi aşanlar, Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Çünkü Allah bütün günahları affeder. Şüphesiz ki O, çok affedicidir, çok esirgeyicidir.' (Zümer, 53).
Kütüb-i Sitte 767, Dâvud, Fiten 6 (4273).
عَنْ أَسْمَاءَ بِنْتِ يَزِيدَ، قَالَتْ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقْرَأُ: {يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ أَسْرَفُوا عَلَى أَنْفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعًا} وَلاَ يُبَالِي.
Esmâ Bintu Yezid (radıyallahu anhâ) anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'i işittim, şu âyeti okuyordu: "De ki: Ey kendilerinin aleyhinde günahta haddi aşanlar, Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Çünkü Allah bütün günahları affeder..." (Zümer, 53). Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) âyetin sonuna, yani "(kim ne işlemiş olursa olsun) aldırmadan" lâfzını ekledi.
Kütüb-i Sitte 768, Tirmizî, Tefsir, Zümer,(3235).
جَاءَ حَبْرٌ مِنَ الْأَحْبَارِ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ: يَا مُحَمَّدُ، إِنَّا نَجِدُ أَنَّ اللَّهَ يَجْعَلُ السَّمَوَاتِ عَلَى إِصْبَعٍ، وَالْأَرَضِينَ عَلَى إِصْبَعٍ، وَالشَّجَرَ عَلَى إِصْبَعٍ، وَالْمَاءَ وَالثَّرَى عَلَى إِصْبَعٍ، وَسَائِرَ الْخَلَائِقِ عَلَى إِصْبَعٍ، فَيَقُولُ: أَنَا الْمَلِكُ. فَضَحِكَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم حَتَّى بَدَتْ نَوَاجِذُهُ تَصْدِيقًا لِقَوْلِ الْحَبْرِ، ثُمَّ قَرَأَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: وَمَا قَدَرُوا اللَّهَ حَقَّ قَدْرِهِ وَالْأَرْضُ جَمِيعًا قَبْضَتُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَالسَّمَوَاتُ مَطْوِيَّاتٌ بِيَمِينِهِ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ.
İbnu Mes'ûd (radıyallahu anh) anlatıyor: "Yahudi âlimlerinden biri Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a gelerek: 'Ey Muhammed, biz Allah'ın semaları bir parmak üzerine, arzları bir parmak üzerine, ağaçları bir parmak üzerine, suyu ve toprağı bir parmak üzerine, diğer mahlukatı da bir parmak üzerine koyduğunu, sonra da: Ben (kâinat mülkünün) Melikiyim, buyurduğunu görüyoruz' dedi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), Yahudi âliminin sözünü tasdik ederek azı dişleri görününceye kadar güldü ve: 'Allah'ı hak (ve lâyık) olduğu vech ile takdir etmediler. Hâlbuki kıyamet günü arz toptan ancak O'nun bir kabzasıdır. Gökler de O'nun sağ eliyle (toplanıp) dürülmüşlerdir. O, onların şirk koştuklarından münezzeh ve yücedir' (Zümer, 67) meâlindeki âyeti okudu."
Kütüb-i Sitte 769, Buhârî, Tefsir, Zümer 2, Tevhid 19, 26, 36; Müslim, Sıfatü'1-Kıyâmet 19, (2786); Tirmizî, Tefsir, Zümer (3236).
يَطْوِي اللَّهُ السَّمَوَاتِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، ثُمَّ يَأْخُذُهُنَّ بِيَدِهِ الْيُمْنَى، ثُمَّ يَقُولُ: أَنَا الْمَلِكُ، أَيْنَ الْجَبَّارُونَ؟ أَيْنَ الْمُتَكَبِّرُونَ؟ ثُمَّ يَطْوِي الْأَرَضِينَ، ثُمَّ يَأْخُذُهُنَّ بِيَدِهِ الْأُخْرَى، ثُمَّ يَقُولُ: أَنَا الْمَلِكُ، أَيْنَ الْجَبَّارُونَ؟ أَيْنَ الْمُتَكَبِّرُونَ؟
İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Allahu Zülcelâl Hazretleri semâvatı kıyamet günü dürer, sonra onları sağ eliyle alır, sonra der ki: Ben Melik'im, cebbârlar nerede? Büyüklük taslayanlar (mütekebbirler) nerede? Sonra diğer eliyle arzları dürer, sonra der ki: Ben Melik'im, cebbârlar nerede? Mütekebbirler nerede?'"
Kütüb-i Sitte 770, Ebu Dâvud, Sünne 21, (4736). HÂ-MÍM el-MÜ'MİN SURESİ
مَنْ قَرَأَ حم الْمُؤْمِنَ إِلَى إِلَيْهِ الْمَصِيرُ، وَآيَةَ الْكُرْسِيِّ حِينَ يُصْبِحُ، حُفِظَ بِهِمَا حَتَّى يُمْسِيَ، وَمَنْ قَرَأَهُمَا حِينَ يُمْسِي، حُفِظَ بِهِمَا حَتَّى يُصْبِحَ.
Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Her kim sabah olunca Hâ-mîm el-Mü'min sûresini baştan 3. âyetin sonuna kadar ve Âyetü'l-Kürsî'yi okuyacak olursa, bu ikisi sayesinde akşama kadar muhafaza olunur. Kim de aynı şeyleri akşamleyin okursa, onlar sayesinde sabaha kadar muhafaza edilir.'"
Kütüb-i Sitte 771, Tirmizî, Sevâbu'l-Kur'ân 2, (2882).
وعن العلاء بن زياد أنه كان يُذَكِّر بالنار، فقال رجل: لِمَ تُقَنِّط الناس؟ فقال: وأنا أقدر أن أُقَنِّط الناس، والله تعالى يقول: يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ أَسْرَفُوا عَلَى أَنْفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعًا، ويقول: وَأَنَّ الْمُسْرِفِينَ هُمْ أَصْحَابُ النَّارِ، ولكنكم تحبون أن تُبَشَّروا بالجنة على مساوئ أعمالكم، وإنما بعث الله محمدًا مبشرًا بالجنة لمن أطاعه، ومنذرًا بالنار لمن عصاه.
Alâ İbnu Ziyâd'ın anlattığına göre, cehennemi zikrederken bir adam kendisine:
"- Niye milleti ümidsizliğe sevkediyorsun?" diye müdahale etti. O da:
"- Allahu Tealâ: "Ey kendilerine kötülük edip aşırı giden kullarım! Allah'ın rahmetinden
umudunuzu kesmeyin. Doğrusu Allah günahların hepsini bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır,
merhametlidir" (Zümer, 53) ve: "...Aşırı gidenlerin ateşlikler olduklarında şüphe yoktur"
(Mü'min 43) buyurmuş olunca, ben ümidsizliğe düşürebilirim. Ne var ki, siz kötü amellerinize
rağmen cennetle müjdelenmekten hoşlanıyorsunuz. Halbuki Allah, Muhammed (aleyhissalâtu
vesselâm)'i itaat edenler için cennetle müjdelemek, isyan edenler için de cehennemle
korkutmak üzere gönderdi." dedi.
Kütüb-i Sitte 772, Buhârî, Tefsir, Hâ-mim el-Mü'min 1. Hadis muallâktır.