عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ، قَالَ: عَلَّمَنَا رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ الصَّلَاةَ، فَكَبَّرَ وَرَفَعَ يَدَيْهِ، فَلَمَّا رَكَعَ طَبَّقَ يَدَيْهِ بَيْنَ رُكْبَتَيْهِ. قَالَ: فَبَلَغَ ذَلِكَ سَعْدًا، فَقَالَ: صَدَقَ أَخِي، قَدْ كُنَّا نَفْعَلُ هَذَا، ثُمَّ أُمِرْنَا بِهَذَا، يَعْنِي الْإِمْسَاكَ عَلَى الرُّكْبَتَيْنِ.
İbnu Mes'ûd (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bize namazı şöyle öğretti: Önce tekbir getirdi, iki elini kaldırdı. Rükûya gittiği zaman ellerini dizlerinin arasında kavuşturdu.
Râvi der ki: 'Sa'd'a bu haber ulaşınca:
“Kardeşim doğru söyledi. Biz böyle yapardık, sonra şununla emredildik,” dedi ve bununla diz kapaklarını kavrayıp avuçlamayı kastetti.'"
Kütüb-i Sitte 2564, Ebü Dâvud, Salât 150, (868); Nesâî, İftitah 90, (2,184,185).
عَنْ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ السُّلَمِيِّ، قَالَ: قَالَ لَنَا عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ: إِنَّ الرُّكَبَ سُنَّتْ لَكُمْ، فَخُذُوا بِالرُّكَبِ.
Hz. Ömer (radıyallâhu anh) demiştir ki: "Diz kapaklarını tutmak sizin için sünnet kılınmıştır. Öyle ise rükûda diz kapaklarını kavrayın."
Kütüb-i Sitte 2565, Tirmizî, Salât 192, (258); Nesâî, İftitah 92, (2,185).
عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، قَالَ: وَصَفَ لَنَا الْبَرَاءُ بْنُ عَازِبٍ، فَوَضَعَ يَدَيْهِ، وَاعْتَمَدَ عَلَى رُكْبَتَيْهِ، وَرَفَعَ عَجِيزَتَهُ، وَقَالَ: هَكَذَا كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَسْجُدُ. وَفِي رِوَايَةٍ: أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ كَانَ إِذَا صَلَّى جَخَّى.
Ebü İshak anlatıyor: "Berâ İbnu Âzib (radıyallâhu anh) bize secdeyi şöyle vasfeyledi: Ellerini yere koydu, dizleri üzerine dayandı, kalçasını havaya kaldırdı ve: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) böyle secde yaparlardı' buyurdu." Bir diğer rivayette: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) namaz kılınca kollarını kanat gibi yanlarına açardı" denmiştir.
Kütüb-i Sitte 2566, Ebü Dâvud, Salât 158, (896); Nesâî, İftitah 141, (2, 212).
عَنِ الْبَرَاءِ، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: إِذَا سَجَدْتَ فَضَعْ كَفَّيْكَ وَارْفَعْ مِرْفَقَيْكَ.
Berâ (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Secde ettiğin zaman ellerini yere koy, dirseklerini havaya kaldır.'"
Kütüb-i Sitte 2567, Müslim, Salât 234, (494); Tirmizî, Salât 202, (271).
Tirmizî'nin bir rivayetinde şöyle gelmiştir: "Berâ'ya: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm secde edince yüzünü nereye koyardı?' diye soruldu. 'Ellerinin arasına' diye cevap verdi."
Kütüb-i Sitte 2568, Müslim, Salât 234, (494); Tirmizî, Salât 202, (271).
Abdullah İbnu Malik İbni Buhayne (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) namazda secdeye gidince ellerinin arasını, koltukaltı beyazlıkları görününceye kadar açardı."
Kütüb-i Sitte 2569, Buhârî, Ezân 130, Müslîm, Salât 235, (495); Nesâî, İftitah 52, (2, 212).
Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Biriniz secde edince kollarını, köpeğin yayması gibi yere yaymasın.'"
Kütüb-i Sitte 2570, Tirmizî, Salât 205, (275); Ebü Dâvud, Salât 158, (901).
وعن عامر بن سعد عن أبيه رضي الله عنه: أن النبي صلى الله عليه وسلم أمر بوضع اليدين ونصب القدمين.
Âmir İbnu Sa'd babasından (Sa'd'dan) (radıyallâhu anh) naklediyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) (secdede) ellerin yere konulmasını, ayakların da dikilmesini emretti."
Kütüb-i Sitte 2571, Tirmizî, Salât 206, (277, 278).
وعن أبي حميد الساعدي رضي الله عنه قال: كان النبي صلى الله عليه وسلم إذا ركع اعتدل، ولم ينصب رأسه ولم يقنعه، ووضع يديه على ركبتيه، وإذا أهوى إلى الأرض ساجدًا جافى عضديه عن إبطيه، وفتح أصابع رجليه.
Ebû Humeyd es-Sâidî (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) rükû yapınca itidali muhafaza eder, başını (yukarı) dikmez, (aşağı da) eğmezdi. Ellerini dizkapaklarının üzerine koyardı. Secde için yere eğilince adalelerini koltuk kısmından yana açardı. Ayaklarının parmaklarını da aralardı."
Kütüb-i Sitte 2572, Nesaî, İftitah 96, (2, 137); 138, (2, 211).
وعنه أيضًا رضي الله عنه: أن النبي صلى الله عليه وسلم كان إذا سجد أمكن أنفه وجبهته من الأرض، ونحى يديه عن جنبيه، ووضع كفيه حذو منكبيه.
Yine Ebû Humeyd (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) secde ettiği zaman, burnunu ve alnını yere koyardı. Ellerini yanlarından aralardı, avuçlarını omuzları hizasına koyardı."
Kütüb-i Sitte 2573, Tirmizî, Salât 201, (270).
رَأَيْتُ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِذَا سَجَدَ وَضَعَ رُكْبَتَيْهِ قَبْلَ يَدَيْهِ، وَإِذَا نَهَضَ رَفَعَ يَدَيْهِ قَبْلَ رُكْبَتَيْهِ.
Vâil İbnu Hucr (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) secde edince, yere dizkapaklarını ellerinden önce koyardı. Kalkınca da ellerini dizkapaklarından önce kaldırırdı."
Kütüb-i Sitte 2574, Ebü Dâvud, Salât 141, (838); Tirmizî, Salât 199, (268); Nesâî, İftitah 128, (2, 206).
فَلَمَّا سَجَدَ وَضَعَ جَبْهَتَهُ بَيْنَ كَفَّيْهِ، وَإِذَا نَهَضَ نَهَضَ عَلَى رُكْبَتَيْهِ وَاعْتَمَدَ عَلَى فَخِذِهِ.
Ebü Dâvud'un diğer bir rivayetinde şöyle gelmiştir: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) secdeye gidince alnını ellerinin arasına koydu, kalkınca da dizkapaklarının üzerine kalktı ve uyluklarına dayandı."
Kütüb-i Sitte 2575, Ebu Dâvud, Salât 141, (839).
إِذَا سَجَدَ أَحَدُكُمْ فَلَا يَبْرُكْ كَمَا يَبْرُكُ الْبَعِيرُ، وَلْيَضَعْ يَدَيْهِ قَبْلَ رُكْبَتَيْهِ.
Ebü Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: ‘Biriniz secde edince, devenin çöküşü şeklinde yere çökmesin; ellerini dizlerinden önce yere koysun.’"
Kütüb-i Sitte 2576, Ebü Dâvud, Salât 141, (840, 841); Tirmizi, Salât 200, (269); Nesâî, İftitah 128, (2, 206-207).
عَنْ عَلِيٍّ، قَالَ: قَالَ لِي رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «يَا عَلِيُّ، أُحِبُّ لَكَ مَا أُحِبُّ لِنَفْسِي، وَأَكْرَهُ لَكَ مَا أَكْرَهُ لِنَفْسِي، لَا تُقْعِ بَيْنَ السَّجْدَتَيْنِ».
Hz. Ali (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bana şunu söyledi: ‘Ey Ali! Ben, kendim için sevdiğimi senin için de seviyorum, kendim için hoşlanmadığımı senin için de hoşlanmıyorum; öyleyse iki secde arasında ik'âda bulunma.’"
Kütüb-i Sitte 2577, Tirmizî, Salât 209, (282).
عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ: نَهَى رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَنْ يَجْلِسَ الرَّجُلُ فِي الصَّلَاةِ وَهُوَ مُعْتَمِدٌ عَلَى يَدِهِ.
İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) (namazda) kişinin, eliyle yere dayanarak oturmasını yasakladı."
Kütüb-i Sitte 2578, Ebü Dâvud, Salât 187, (992).
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ: كَانَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَنْهَضُ فِي الصَّلَاةِ عَلَى صُدُورِ قَدَمَيْهِ.
Ebü Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) namazda ayaklarının sırtı üzerinde kalkardı."
Kütüb-i Sitte 2579
Mâlik İbnu'l-Huveyris (radıyallâhu anh)'in anlattığına göre Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı namaz kılarken görmüştür. Efendimiz, tek rekatte iken, tam bir oturuş vaziyeti almadan kalkmamıştır.
Kütüb-i Sitte 2580, Buhârî, Ezân 142, Ebu Dâvud, Salât 142, (844); Tirmizî, Salât 213, (287); Nesâî, İftitah 181, (2, 233-234).
Nâfi (rahimehullah) anlatıyor: "İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ) secde ettiği zaman ellerini, yüzünü koyduğu şeyin üzerine koyardı. Ben O'nu çok soğuk bir günde gördüm, ellerini (giymekte olduğu) bürnusunun altından çıkarmış, çakılların üzerine koymuştur."
Kütüb-i Sitte 2581, Muvatta, Kasru's-Salât 59, (1,163).
Mecze'e İbnu Zâhir, Ashâbu Şecere'den Uhbân İbnu Evs'ten naklettiğine göre, Uhbân diz kapaklarından rahatsızdı, secde ettiği zaman diz kapağının altına minder koyardı.
Kütüb-i Sitte 2582, Buhârî, Meeâzi 35.
Nafi (rahimehullah) anlatıyor: "İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) şöyle derdi: 'Hasta kimse secde etmeye muktedir olamazsa başıyla ima eder, alnına herhangi bir şey kaldırmaz.'"
Kütüb-i Sitte 2583, Muvatta, Kasru's-Salât 74, (1, 168).