HADİS KÜTÜPHANESİ

Kütüb-i Sitte

1672 bölümTürkçe tercüme ve Arapça metin
BÖLÜM

MÜCÂDELE SURESİ

4 hadis

Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) buyurdu ki: "Hamd o Allah'adır ki, bütün sesleri işitir. Israrcı (mücâdeleci) kadın Havle, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'i evinin yanında buldu. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a bir şeyler söylüyordu. Ama ne söylediğini işitmiyordum. Cenab-ı Hakk şu âyeti indirdi: "(Habibim) Zevci hakkında seninle direşip duran (nihayet hâlinden) Allah'a şikâyet etmekte olan (kadın)ın sözünü umulduğu veçhile Allah dinlemiştir. Allah sizin konuşmanızı zâten işitiyordu. Çünkü Allah hakkıyla işitici, kemâliyle görücüdür" (Mücâdele, 1).

Kütüb-i Sitte 815, Buharî, Tevhid 9; Nesâî, Talâk 33, (6,168); İbnu Mâce, Talâk 25, (2063).

Havle bintu Mâlik İbni Sa'lebe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: "Kocam Evs İbnu's-Sâmit bana zıhârda bulunmuştu. Derhal Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e şikâyete geldim. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a durumu arz edince bana: "Allah'tan kork, o senin amcaoğlundur" diye onun hakkında beni iknâya çalışıyordu. Ben ısrarıma devam ettim. Derken âyet nazil oldu. "(Habibim) zevci hakkında seninle direşip duran (nihayet hâlinden) Allah'a şikâyet etmekte olan kadının sözünü umduğu veçhile Allah dinlemiştir..." (Mücâdele, 1). Vahiy üzerine Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): "Kocan bir köle âzâd eder" buyurdu. Ben: "- Onun kölesi yok!" dedim. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): "Öyleyse art arda iki ay oruç tutar" dedi. Ben tekrar: "- Ey Allah'ın Resûlü, kocam çok yaşlıdır, oruca tahammül edemez!" dedim. "Öyleyse, dedi, altmış fakir doyursun!" "- Onun elinde, dedim, sadaka olarak verecek hiçbir şeyi yok, (nasıl altmış fakir doyuracak?)" "Öyleyse, dedi, ona ben yardım edeyim. Şu bir arak hurmayı al götür!" "- Ey Allah'ın Resûlü, dedim, diğer bir arakı da ben verip ona yardım edeyim." "Güzel söyledin, dedi, git bunlarla ona bedel altmış fakiri doyur. Sonra da (eski nikâhınla) amcaoğluna dön!" Râvi bir arakın altmış sa' miktarında bir ölçek olduğunu belirtti.

Kütüb-i Sitte 816, Ebü Dâvud, Talâk 17, (2214).

عَنْ عَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: لَمَّا نَزَلَتْ: {يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا نَاجَيْتُمُ الرَّسُولَ فَقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَيْ نَجْوَاكُمْ صَدَقَةً} قَالَ لِي النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «مَا تَرَى؟ دِينَارٌ؟» قُلْتُ: لَا يُطِيقُونَهُ. قَالَ: «فَنِصْفُ دِينَارٍ؟» قُلْتُ: لَا يُطِيقُونَهُ. قَالَ: «فَكَمْ؟» قُلْتُ: شَعِيرَةٌ. قَالَ: «إِنَّكَ لَزَهِيدٌ». قَالَ: فَنَزَلَتْ: {أَأَشْفَقْتُمْ أَنْ تُقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَيْ نَجْوَاكُمْ صَدَقَاتٍ} الْآيَةَ. قَالَ: فَبِي خَفَّفَ اللَّهُ عَنْ هَذِهِ الْأُمَّةِ.

Ali İbnu Ebî Talib (radıyallahu anh) anlatıyor: "Ey iman edenler, siz Peygambere mahrem bir şey arzetmek istediğiniz vakit bu mahrem konuşmanızdan evvel sadaka verin. Bu sizin için daha hayırlı, daha temizdir. Fakat bulamazsanız şüphe yok ki Allah çok mağfiret edici, çok esirgeyicidir" (Mücâdele, 12) meâlindeki ayet nazil olduğu zaman Hz. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bana: "(Bu sadakanın) bir dinar olmasına ne dersin?" diye sordu. Ben: "Bu miktar çoktur, tâkat getiremezler" dedim. "Yarım dinara ne dersin?" dedi. "Ona da tâkat getiremezler" dedim. "Öyleyse ne kadar olsun?" dedi. "Bir kıl (ağırlığında altın) miktarı" dedim. "Sen de pek parasızsın!" dedi. Bunun üzerine şu âyet indi: "Mahrem konuşmanızdan evvel sadakalar vereceğinizden korktunuz mu? Çünkü işte yapmadınız. (Bununla beraber) Allah sizin tevbelerinizi kabul etti. O halde namazı kılın. Zekâtı verin. Allah ve Peygamberine (diğer emirlerinde de) itaat edin. Allah ne yaparsanız hakkıyla haberdârdır" (Mücâdele, 13). Hz. Ali (radıyallahu anh) der ki: "Allah, benim sebebimle bu ümmetin mükellefiyetini hafifletti."

Kütüb-i Sitte 817, Tirmizî, Tefsir, Mücâdele, (3297).

قَالَ عَلِيٌّ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ: مَا عَمِلَ بِهَذِهِ الْآيَةِ أَحَدٌ غَيْرِي.

Hz. Ali (radıyallahu anh) der ki: "Bu âyet ile benden başkası amel etmedi."

Kütüb-i Sitte 818, Rezîn'in ilavesidir. İbnu Kesir kaydetmiştir (4, 326).