Sâlim, babası Abdullah İbnu Ömer'den naklen anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) (mallardan alınması gereken) zekâtların miktarını belirten bir kitap yazmıştı. Âmillerine göndermeden vefat etti. Resülullah onu kılıncına yakın olarak asmıştı. Hz. Ebü Bekir (radıyallâhu anh), ölünceye kadar onunla amel etti. Sonra Hz. Ömer (radıyallâhu anh) de ölünceye kadar onunla amel etti. Bu kitapta şunlar yazılı idi: Develer 1) 5 devenin zekâtı 1 koyundur. 2) 10 devenin zekâtı 2 koyundur. 3) 15 devenin zekâtı 3 koyundur. 4) 20 devenin zekâtı 4 koyundur. 5) 25'e ulaştı mı 35'e kadar, zekât bir bintu mehâz'dır. 6) 36'ya ulaştı mı 45'e kadar, zekât bir bintu lebun'dur. 7) 46'ya ulaştı mı 60'a kadar, zekât bir hıkka'dır. 8) 61'e ulaştı mı 75'e kadar, zekât bir ceza'a'dır. 9) 76'ya ulaştı mı 90'a kadar, zekât 2 ibnetu lebûn'dur. 10) 91'e ulaştı mı 120'ye kadar, zekât 2 hıkka'dır. 11) Deve 120'den fazla ise zekât, her elliye bir hıkka; her kırka bir ibnetu lebûn gerekir. Koyuna Gelince 12) 40'a ulaşınca 120 koyuna kadar zekâtı 1 koyundur. 13) 121'e ulaşınca 200 koyuna kadar zekâtı 2 koyundur. 14) 201'e ulaşınca 300 koyuna kadar zekâtı 3 koyundur. 15) 300'ü aştı mı her 100 koyuna bir koyun zekât düşer, yüzden aşağıda kalan küsurata zekât düşmez. 16) Zekât korkusuyla müctemi (birleşik) olanlar ayrılmaz, müteferrik (ayrı) olanlar da birleştirilmez. 17) İki ortağın malından alınan zekâtta, her ikisi de adalet üzere birbirlerine müracaat ederler. 18) Zekât olarak, çok yaşlı ve ayıplı olan hayvan alınmaz. 19) Zührî der ki: "Zekâtı almak üzere memur geldiği vakit, koyunlar üç sınıfa ayrılır: Üçte biri kötü, üçte biri iyi, üçte biri de vasat. Zekât memuru, zekât payını vasat kısmından alır." Zührî, sığırdan bahsetmez."
HADİS KÜTÜPHANESİ
Kütüb-i Sitte
HAYVANLARIN ZEKATI
İbnu Mes'ûd (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Her otuz sığır için erkek veya dişi bir tebî' zekât verilir. Her kırk sığır için de bir müsinne zekât verilir.'"
Hz. Muâz (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissâlatu vesselâm) beni Yemen'e gönderdi ve bana: "Her otuz sığırdan bir erkek veya dişi buzağı (tebi'a), her kırktan bir müsinne, her bir büluğa eren şahıstan bir dinar veya o değerde muâfiri (adındaki bir giyecek) almamı" emretti."
Süfyân İbnu Abdillah es-Sakafi (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Hz. Ömer (radıyallâhu anh) kendisini zekât tahsildarı olarak göndermişti. Gittiği yerde kuzuları halkın malına katıp sayıya dâhil etti. Kendisine: "Kuzuları bizden sayıp, onlardan bir şey almıyor musun?" dediler. (Medine'ye geri dönüp) Hz. Ömer (radıyallâhu anh)'e uğrayınca, durumu ona anlattı. Hz. Ömer: "Evet, kuzuyu onlara dâhil edersin; çoban onu götürür, tahsildar almaz. Eküle (denen hususi şekilde kesip, yemek için beslenmiş) olanı, Rübbâ (denip sütü için evde beslenmekte) olanı, Mâhız (denen hâmile) olanı, (teke, koç gibi) döl alınan davarı zekât olarak almaz. Ceza'a'yı (beş yaşına basmış deve), seniyye'yi (altı yaşına basmış deve) alır. Bu, davarın iyisi ile düşüğü arasında orta halli olanıdır."
Amr İbnu Şuayb an ebihi an ceddihi tarikiyle anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Zekâtta ne ayağa getirtme, ne uzağa gitme vardır. Zekâtlar evlerinde alınır." Muhammed İbnu İshak bunu şöyle açıklamıştır: "Zekât mükellefi, zekâtını tahsildarın ayağına getirmez. Tahsildar da mükellefin uzaktaki (tarla, ağıl, yayla vs. gibi) yerlerine gitmez. Zekâtlar mükelleflerin ikâmet mahallerinde alınır."
عَنْ عِمْرَانَ بْنِ حُصَيْنٍ، عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «لَا جَلَبَ، وَلَا جَنَبَ، وَلَا شِغَارَ فِي الْإِسْلَامِ».
İmrân İbnu Husayn (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: İslâm'da ne (zekâtı) ayağa getirme, ne (zekât için) uzağa gitme, ne de şiğar (mehre bedel nikâhlama) vardır."