HADİS KÜTÜPHANESİ

Kütüb-i Sitte

1672 bölümTürkçe tercüme ve Arapça metin
BÖLÜM

MATEMDEN NEHİY

12 hadis

Ümmü Seleme radıyallahu anhâ anlatıyor: "Ebu Seleme öldüğü zaman, şöyle dedim: "Garip adam, diyar-ı gurbette öldü. Ben de: 'Onun için öyle bir ağlayacağım ki, herkes ondan bahsetsin.' dedim. Tam ağlamak için hazırlanmıştım ki, Saîd'den, bana yardım etmek isteyen bir kadın geldi. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm onunla karşılaşmış ve kadına: 'Sen, Allah Teâlâ'nın tard ettiği şeytanı tekrar eve sokmak mı istiyorsun?' dediler. Bunun üzerine ben de ağlamaktan vazgeçtim ve ağlamadım."

Kütüb-i Sitte 5393, Müslim, Cenâiz 10, (922).

Hz. Aişe radıyallahu anhâ anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a Zeyd İbnu Hârise, Cafer İbnu Ebî Ta'lib ve Abdullah İbnu Ravâha radıyallahu anhüm'ün ölüm haberi gelince oturdu. (Halinden) üzüntülü olduğu belliydi. Ben kapı aralığından bakıyordum. Yanına bir adam geldi ve: 'Cafer'in kadınları!' dedi ve onların ağladıklarını haber verdi. Aleyhissalâtu vesselâm derhal onları men etmesini emretti. Adam gitti ve sonra geri gelip: 'Ben onları yasakladım, fakat onlar sözüme kulak asmadılar.' dedi. Aleyhissalâtu vesselâm ikinci sefer emrederek kadınları bundan nehyetmesini söyledi. Ama o, kadınların yine kulak asmadıklarını haber verdi. Aleyhissalâtu vesselâm yine: 'Yasakla onları!' buyurdu. Adam üçüncü sefer geri geldi ve: 'Ey Allah'ın Resûlü! Allah'a yemin olsun, kadınlar bana veya bize galebe çaldılar.' dedi. Aleyhissalâtu vesselâm: 'Ağızlarına toprak saç!' emretti."

Kütüb-i Sitte 5394, Nesâî, Cenâiz 14, (4,15).

Câbir İbnu Atik radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Abdullah İbnu Sâbit'e geçmiş olsun ziyaretine gelmişti. Onu, (Allah'ın emri) galebe çalmış buldu. Ona seslendi. Fakat cevap alamadı. Bunun üzerine Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm istircâda bulundu, 'İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râci'ûn.' dedi ve: 'Biz yaşamanı isteriz ama Allah'ın emri bize galebe çaldı, ey Ebu'r-Rebî!' dedi. Bunun üzerine kadınlar feryat edip ağlamaya başladılar. İbnu Atik radıyallahu anh kadınları susturmaya başladı. Ancak Aleyhissalâtu vesselâm: 'Bırak onları ağlasınlar! Vâcip olduğu zaman tek ağlayan ağlamayacak.' buyurdu. 'Vâcip olan da ne?' dediler. 'Öldüğü zaman demektir.' dedi. Bunun üzerine kızı: 'Allah'a yemin olsun, elimden gelse şehit olmanı isterim. Çünkü sen cihat için gerekli teçhizatı hazırladın.' dedi. Aleyhissalâtu vesselâm da: 'Allah onun ecrini niyetine göre verdi. Siz aranızda şehit olmayı ne zannedersiniz?' buyurdular. 'Allah yolunda ölmek!' dediler. Aleyhissalâtu vesselâm açıkladı: 'Öyleyse ümmetimin şehitleri cidden azdır. Bilesiniz: Tâunda ölen şehittir, boğularak ölen şehittir, yeter ki seferi taatte olsun. Zâtülcenpten ölen şehittir. İshalden ölen şehittir, yanarak ölen şehittir, yıkık altında ölen şehittir, çocuk karnında ölen kadın şehittir.'"

Kütüb-i Sitte 5395, Muvatta, Cenâiz 36, (1, 233, 234); Ebu Dâvud, Cenâiz 15, (3111); Nesâî, Cenâiz 14, (4,13,14).

عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا قَالَ: اشْتَكَى سَعْدُ بْنُ عُبَادَةَ شَكْوَى لَهُ، فَأَتَى رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَعُودُهُ، فَلَمَّا دَخَلَ عَلَيْهِ وَجَدَهُ فِي غَاشِيَةِ أَهْلِهِ، فَقَالَ: «قَدْ قَضَى؟» قَالُوا: لَا يَا رَسُولَ اللَّهِ. فَبَكَى النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَلَمَّا رَأَى الْقَوْمُ بُكَاءَ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بَكَوْا، فَقَالَ: «أَلَا تَسْمَعُونَ؟ إِنَّ اللَّهَ لَا يُعَذِّبُ بِدَمْعِ الْعَيْنِ، وَلَا بِحُزْنِ الْقَلْبِ، وَلَكِنْ يُعَذِّبُ بِهَذَا» وَأَشَارَ إِلَى لِسَانِهِ «أَوْ يَرْحَمُ».

İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Sa'd İbnu Ubâde'ye geçmiş olsun ziyaretinde bulundu. (Yanına gelince) onu baygın buldu ve: "Ölmüş olmalı!" dedi. Yanındakiler: "Hayır" deyince, Aleyhissalâtu vesselâm ağladı. Resûlullah'ın ağladığını gören halk da ağladı. "İşitmiyor musunuz, buyurdular, Allah Teâlâ Hazretleri ne gözyaşı sebebiyle ne de kalbin hüznüyle azap vermez. Ancak şunun sebebiyle azap verir!" Ve dilini işaret ettiler. "Yahut da merhamet eder."

Kütüb-i Sitte 5396, Buhârî, Cenâiz 45; Müslim, Cenâiz 12, (924).

عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «لَيْسَ مِنَّا مَنْ ضَرَبَ الْخُدُودَ، وَشَقَّ الْجُيُوبَ، وَدَعَا بِدَعْوَى الْجَاهِلِيَّةِ».

İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "(Izdırap ve mâtemi sebebiyle) yanaklarını döven, üst başını yırt(ıp dövün)en, cahiliye duasıyla dua eden bizden değildir."

Kütüb-i Sitte 5397, Nesâî, Cenâiz 19, (4, 20).

عَنْ أَبِي مُوسَى الْأَشْعَرِيِّ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «مَا مِنْ مَيِّتٍ يَمُوتُ فَيَقُومُ بَاكِيهِ فَيَقُولُ: وَاجَبَلَاهُ، وَاسَيِّدَاهُ، أَوْ نَحْوَ ذَلِكَ، إِلَّا وُكِّلَ بِهِ مَلَكَانِ يَلْهَزَانِهِ: أَهَكَذَا كُنْتَ؟».

Ebu Musa radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Bir kimse ölünce, arkasından ağlayanlar kalkıp: 'Vay benim dağım, vay efendim...' gibi sözler sarf ederse, ona iki melek vekil kılınır; melekler ölen kimsenin göğsüne vura vura: 'Sen öyle misin?' diye sorarlar."

Kütüb-i Sitte 5398, Tirmizî, Cenâiz 24, (1003).

عَنِ النُّعْمَانِ بْنِ بَشِيرٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا قَالَ: أُغْمِيَ عَلَى عَبْدِ اللَّهِ بْنِ رَوَاحَةَ، فَجَعَلَتْ أُخْتُهُ عَمْرَةُ تَبْكِي: وَاجَبَلَاهْ، وَا كَذَا، وَا كَذَا، تُعَدِّدُ عَلَيْهِ، فَقَالَ حِينَ أَفَاقَ: مَا قُلْتِ شَيْئًا إِلَّا قِيلَ لِي: آنْتَ كَذَلِكَ؟ فَلَمَّا مَاتَ لَمْ تَبْكِ عَلَيْهِ.

Nu'mân İbnu Beşîr radıyallahu anhümâ anlatıyor: "Abdullah İbnu Ravâha radıyallahu anh bayılmıştı. Kız kardeşi Amrâ ağlamaya başladı: 'Vay benim dağım, vay şuyum, vay buyum!' diye sayıp dökerek yakınıyordu. Abdullah ayıldığı zaman: 'Allah'a yemin olsun, o söylediklerini söylerken her defasında bana: Sen böyle misin? diye soruldu' dedi. Söylendiğine göre, Abdullah vefat ettiği zaman Amrâ arkasından ağlamadı."

Kütüb-i Sitte 5399, Buhârî, Megâzî, 44.

عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا قَالَ: أَخَذَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِيَدِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ، فَانْطَلَقَ بِهِ إِلَى ابْنِهِ إِبْرَاهِيمَ، فَوَجَدَهُ يَجُودُ بِنَفْسِهِ، فَأَخَذَهُ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَوَضَعَهُ فِي حِجْرِهِ فَبَكَى، فَقَالَ لَهُ عَبْدُ الرَّحْمَنِ: أَتَبْكِي؟ أَوَلَمْ تَكُنْ نَهَيْتَ عَنِ الْبُكَاءِ؟ قَالَ: لَا، وَلَكِنْ نَهَيْتُ عَنْ صَوْتَيْنِ أَحْمَقَيْنِ فَاجِرَيْنِ: صَوْتٍ عِنْدَ مُصِيبَةٍ، خَمْشِ وُجُوهٍ، وَشَقِّ جُيُوبٍ، وَرَنَّةِ شَيْطَانٍ.

Hz. Câbir İbnu Abdillah radıyallahu anhümâ anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, Abdurrahman İbnu Avf radıyallahu anh'ın elinden tuttu, oğlu İbrahim'e gittiler. Aleyhissalâtu vesselâm oğlunu can çekişir vaziyette buldu. Kucağına aldı ve ağladı. Abdurrahman: 'Ağlıyor musun? Ağlamaktan bizi sen men etmedin mi?' dedi. Aleyhissalâtu vesselâm: 'Hayır, ağlamaktan değil; iki ahmak, fâcir sesten yasakladım: Musibet sırasındaki ses, yüzleri tırmalamak, cepleri yırtmak ve şeytan mâtemi.'"

Kütüb-i Sitte 5400, Tirmizî, Cenâiz 25, (1005).

عَنْ أَسْمَاءَ بِنْتِ يَزِيدَ بْنِ السَّكَنِ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهَا قَالَتْ: قَالَتِ امْرَأَةٌ مِنَ النِّسْوَةِ: مَا هَذَا الْمَعْرُوفُ الَّذِي لَا يَنْبَغِي لَنَا أَنْ نَعْصِيَكَ فِيهِ يَا رَسُولَ اللَّهِ؟ قَالَ: لَا تَنُحْنَ. قُلْتُ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، إِنَّ بَنِي فُلَانٍ قَدْ أَسْعَدُونِي عَلَى عَمِّي، وَلَا بُدَّ لِي مِنْ قَضَائِهِنَّ. فَأَبَى عَلَيَّ، فَعَاوَدْتُهُ مِرَارًا، فَأَذِنَ لِي فِي قَضَائِهِنَّ، فَلَمْ أَنُحْ بَعْدَ قَضَائِهِنَّ وَلَا عَلَى غَيْرِهِ حَتَّى السَّاعَةِ، وَمَا بَقِيَتِ امْرَأَةٌ إِلَّا وَقَدْ نَاحَتْ غَيْرِي.

Esma Bintu Yezîd İbni's-Seken radıyallahu anhâ anlatıyor: "Kadınlardan biri dedi ki: 'Ey Allah'ın Resûlü! Bizim sana âsi olmamamız gereken şu ma'ruf (iyi amel) nedir?' Aleyhissalâtu vesselâm: 'Matem yapmayın!' buyurdu. Kadın: 'Ey Allah'ın Resûlü! Falan sülâlenin kadınları amcamın vefatında matemime iştirak edip yardımcı olmuşlardı. Benim de mukabeleten borcumu ödemem gerek' dedi. Aleyhissalâtu vesselâm kadına matem için izin vermedi. Kadın tekrar tekrar izin istedi. Kadın der ki: 'Resûlullah, sonunda onlara borcumu ödemem için izin verdi. Onlara olan borcumu ödedikten sonra hiç matem tutmadım, şu ana kadar bir başka mateme de katılmadım. Benim dışımda matem tutmayan kadın da kalmadı.'"

Kütüb-i Sitte 5401, Tirmizî, Tefsîr, Mümtehine, (3304).

عَنْ حُذَيْفَةَ بْنِ الْيَمَانِ قَالَ: إِذَا مِتُّ فَلَا تُؤْذِنُوا بِي أَحَدًا، إِنِّي أَخَافُ أَنْ يَكُونَ نَعْيًا، فَإِنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَنْهَى عَنِ النَّعْيِ.

Hz. Huzeyfe radıyallahu anh şöyle dedi: "Ben ölünce, ölümümü kimseye duyurmayın. Bunun, ölüm haberinin ilan edilmesi olmasından korkarım. Zira ben, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın ölüm haberinin ilan edilmesini yasakladığını işittim."

Kütüb-i Sitte 5402, Tirmizî, Cenâiz 12, (986); İbnu Mâce, Cenâiz 14, (1476).

عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ قَالَ: لَعَنَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ النَّائِحَةَ وَالْمُسْتَمِعَةَ.

Ebu Sa'îd el-Hudrî radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm matemci kadına da, onu dinleyene de lânet etti."

Kütüb-i Sitte 5403, Ebu Dâvud, Cenâiz 20, (3128).

وَرَأَى ابْنُ عُمَرَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا فُسْطَاطًا عَلَى قَبْرِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ فَقَالَ: انْزِعْهُ يَا غُلَامُ، فَإِنَّمَا يُظِلُّهُ عَمَلُهُ.

İbnu Ömer radıyallahu anhümâ, Abdurrahman radıyallahu anh'ın kabri üzerinde bir çadır gördü ve seslendi: "Ey oğlum! Çadırı mezarın üstünden kaldır. Çünkü onu ancak ameli gölgelendirir."

Kütüb-i Sitte 5404, Buhârî, Cenâiz 82, (muallak olarak kaydetmiştir.)