HADİS KÜTÜPHANESİ

Kütüb-i Sitte

1672 bölümTürkçe tercüme ve Arapça metin
BÖLÜM

HÛD (ALEYHİSSELAM) SURESİ

4 hadis

عن ابن عباس رضي الله عنهما قال: قال أبو بكر رضي الله عنه: يا رسول الله، قد شبت. قال: شَيَّبَتْنِي هُودٌ وَالْوَاقِعَةُ وَالْمُرْسَلَاتُ وَعَمَّ يَتَسَاءَلُونَ وَإِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ.

İbnu Abbâs (radıyallahu anhüma) anlatıyor: "Hz. Ebu Bekir (radıyallahu anh): 'Ey Allah'ın Resûlü, saçların ağardı, yaşlandın' dedi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): 'Beni Hûd, Vâkı'a, Mürselât, Amme yetesâelûn ve İza'ş-Şemsü Küvviret sûreleri ihtiyarlattı' cevabını verdi."

Kütüb-i Sitte 657, Tirmizi, Tefsir, Vâkı'a, (3293).

عن محمد بن عباد بن جعفر أنه سمع ابن عباس يقرأ: أَلَا إِنَّهُمْ يَثْنُونَ صُدُورَهُمْ، قال: سألته عنها، فقال: كان أناس يستحيون أن يتخلوا فيفضوا إلى السماء، وأن يجامعوا نساءهم فيفضوا إلى السماء، فنزل ذلك فيهم.

Yine İbnu Abbas (radıyallahu anhüma)'ın anlattığına göre, kendisine Cenab-ı Hakk'ın şu mealdeki kelamından sual sorulmuştur: "Bilin ki, onlar, Kur'an okunurken gizlenmek için iki büklüm olurlar. Bilin ki elbiselerine büründüklerinde bile Allah onların gizlediklerini ve açığa vurduklarını bilir. Çünkü o, kalplerde olanı bilendir" (Hûd, 5). İbnu Abbas (radıyallahu anhüma) şu açıklamayı yapmıştır: "Bunlar helâda soyununca avret mahallerinin açılıp, o manzaralarının semaya ulaşmasından, keza hanımlarıyla cinsî mukarenet sırasında soyununca çıplak hallerinin semaya ulaşmasından korkup haya duyan, (bu yüzden kendilerine sıkıntı veren) kimseler hakkında nazil olmuştur."

Kütüb-i Sitte 658, Buhari, Tefsir, Hud 1.

عن أبي موسى رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: «إن الله ليملي للظالم، حتى إذا أخذه لم يفلته». قال: ثم قرأ: وَكَذَلِكَ أَخْذُ رَبِّكَ إِذَا أَخَذَ الْقُرَى وَهِيَ ظَالِمَةٌ إِنَّ أَخْذَهُ أَلِيمٌ شَدِيدٌ.

Ebu Musa el-Eş'ari (radıyallahu anh) anlatıyor: Resul-i Ekrem (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Allahu Teâlâ, zalime biraz fırsat tanır, amma bir de yakaladı mı artık paçayı kurtaramaz." Sonra da şu ayeti okudular: "Allah kasabaların zâlim halkını yakalayınca böyle yakalar, yakalaması da şiddetli ve elimdir" (Hûd, 102). Tirmizi, rivayetinde: "Fırsat tanır (yümlî) değil, 'mühlet tanır' (yümhil) olması muhtemeldir" demiştir.

Kütüb-i Sitte 659, Buhari, Tefsir, Hud 5; Müslim, Birr 61, (2583); Tirmizi, Tefsir, Hud, (3109); İbnu Mace, Fiten 22, (4018).

عن عبد الله بن مسعود رضي الله عنه قال: جاء رجل إلى النبي صلى الله عليه وسلم فقال: يا رسول الله، إني عالجت امرأة في أقصى المدينة، وإني أصبت منها ما دون أن أمسها، فأنا هذا فاقض في ما شئت. فقال له عمر: لقد سترك الله لو سترت نفسك. قال: فلم يرد النبي صلى الله عليه وسلم شيئا، فقام الرجل فانطلق، فأتبعه النبي صلى الله عليه وسلم رجلا دعاه، وتلا عليه هذه الآية: وَأَقِمِ الصَّلَاةَ طَرَفَيِ النَّهَارِ وَزُلَفًا مِنَ اللَّيْلِ إِنَّ الْحَسَنَاتِ يُذْهِبْنَ السَّيِّئَاتِ ذَلِكَ ذِكْرَى لِلذَّاكِرِينَ. فقال رجل من القوم: يا نبي الله، هذا له خاصة؟ قال: «بل للناس كافة».

İbnu Mes'ud (radıyallahu anh) anlatıyor: "Bir adam gelerek: 'Ey Allah'ın Resulü! Ben şehrin öbür tarafında bir kadına elledim, cima yapmaksızın onunla nefsimi tatmin ettim. Ve işte ben buradayım, istediğin cezayı ver' dedi. Hz. Ömer atılarak: 'Allah seni örtmüş, keşke sen de kendini örtüp açıklamasaydın' dedi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) hiçbir cevap vermedi. Adam kalkıp gitti. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) peşine bir adam göndererek onu çağırtıp şu ayeti okudu: 'Gündüzün iki ucunda ve gecenin gündüze yakın zamanlarında namaz kıl. Doğrusu iyilikler kötülükleri giderir... Bu, öğüt kabul edenlere bir öğüttür' (Hûd, 114). Bunun üzerine bir adam: 'Ey Allah'ın Resulü, bu hüküm sadece soru sahibi için mi (başkasına da şâmil mi)?' diye sordu. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): 'Herkes için' cevabını verdi."

Kütüb-i Sitte 660, Buhari, Mevâkitu's-Salât 4, Tefsir, Hûd 6; Müslim, Tevbe 39, (2763); Tirmizi, Tefsir, Hûd, (3111); Ebu Davud, Hudud 32, (4468.