عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «لَوْ كُنْتُ آمِرًا أَحَدًا أَنْ يَسْجُدَ لِأَحَدٍ، لَأَمَرْتُ الْمَرْأَةَ أَنْ تَسْجُدَ لِزَوْجِهَا».
Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: Şayet ben bir insanın başka bir insana secde etmesini emredecek olsaydım, kadına, kocasına secde etmesini emrederdim."
Kütüb-i Sitte 3267, Tirmizi, Rada' 10, (1159).
عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ، قَالَتْ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «أَيُّمَا امْرَأَةٍ مَاتَتْ وَزَوْجُهَا عَنْهَا رَاضٍ، دَخَلَتِ الْجَنَّةَ».
Ümmü Seleme (radıyallahu anhâ) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: Hangi kadın, kocası kendisinden razı olduğu hâlde vefat ederse, cennete girer."
Kütüb-i Sitte 3268, Tirmizi, Radâ 10, (1161).
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ، مَا مِنْ رَجُلٍ يَدْعُو امْرَأَتَهُ إِلَى فِرَاشِهِ، فَتَأْبَى عَلَيْهِ، إِلَّا كَانَ الَّذِي فِي السَّمَاءِ سَاخِطًا عَلَيْهَا حَتَّى يَرْضَى عَنْهَا».
Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: Nefsim kudret elinde olan Zât-ı Zülcelâl'e yemin ederim, bir erkek hanımını yatağa davet ettiğinde kadın imtina edip gelmezse, kocası ondan razı oluncaya kadar semada olan ona gazap eder."
Kütüb-i Sitte 3269
إِذَا دَعَا الرَّجُلُ امْرَأَتَهُ إِلَى فِرَاشِهِ فَأَبَتْ أَنْ تَجِيءَ، فَبَاتَ غَضْبَانَ، لَعَنَتْهَا الْمَلَائِكَةُ حَتَّى تُصْبِحَ.
Bir başka rivâyette şöyle denmiştir: "Erkek, kadınını yatağına çağırır, kadın da gelmeye yanaşmaz, erkek öfkelenmiş olarak sabahlarsa, melekler sabaha kadar -bir rivayette yatağa gelinceye kadar- kadına lânet okurlar."
Kütüb-i Sitte 3270
إِذَا بَاتَتِ الْمَرْأَةُ هَاجِرَةً فِرَاشَ زَوْجِهَا لَعَنَتْهَا الْمَلَائِكَةُ حَتَّى تُصْبِحَ.
Bir başka rivâyette: "Kadın küskünlükle kocasının yatağından ayrı olarak sabahlarsa, melekler onu lânetler" denmiştir.
Kütüb-i Sitte 3271, Buhari, Nikâh 85, Bed'ü'l-Halk 6; Müslim, Nikâh 120 - 122 (1436); Ebu Dâvud, Nikâh 41, (2141).
قِيلَ لِرَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: أَيُّ النِّسَاءِ خَيْرٌ؟ قَالَ: الَّتِي تَسُرُّهُ إِذَا نَظَرَ، وَتُطِيعُهُ إِذَا أَمَرَ، وَلَا تُخَالِفُهُ فِي نَفْسِهَا وَمَالِهَا بِمَا يَكْرَهُ.
Yine Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Ey Allah'ın Resulü!" dendi, "Hangi kadın daha hayırlıdır?" "Kocası bakınca onu sürura gark eden, emredince itaat eden, nefis ve malında kocasının hoşuna gitmeyen şeyle ona muhalefet etmeyen kadın!" diye cevap verdi.
Kütüb-i Sitte 3272, Nesâi, Nikâh 14 (6,68).
Hz. Ömer (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Erkeğe, hanımını ne sebeple dövdüğü sorulmaz.'"
Kütüb-i Sitte 3273, Ebu Davud, Nikah 43, (2147).
Ebu Sa'id (radıyallahu anh) anlatıyor: "Safvân İbnu Muattâl (radıyallahu anh)'ın hanımı, yanında Safvân da bulunduğu bir anda Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a gelerek: 'Ey Allah'ın Resûlü, namaz kıldığım zaman kocam beni dövüyor, oruç tuttuğum zaman da orucumu bozduruyor, güneş doğuncaya kadar da sabah namazı kılmıyor!' dedi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), hanımının bu söyledikleri hakkında Safvân'a sordu. Safvân: 'Ey Allah'ın Resûlü! "Namaz kıldığım zaman dövüyor" sözüne gelince, o zaman bir rekâtta uzun iki sûre okuyor. Hâlbuki ben bunu yasakladım.' dedi. Resûlullah kadına: 'İnsanlara tek sûrenin okunması yeterlidir.' buyurdu. Safvân devam etti: '"Oruç tuttuğum zaman bozduruyor" sözüne gelince, hanımım oruç tutup duruyor. Ben gencim, hep sabredemiyorum.' dedi. Aleyhissalâtu vesselâm: 'Bir kadın kocasının izni olmadan nafile oruç tutamaz!' buyurdular. Safvân devamla: 'Güneş doğuncaya kadar sabah namazı kılmadığım sözüne gelince, biz gece çalışan bir aileyiz, bunu herkes biliyor. Sabaha yakın yatınca güneş doğuncaya kadar uyanamıyoruz.' diye açıklama yaptı. Aleyhissalâtu vesselâm: 'Ey Safvân, uyanınca namazını kıl!' buyurdular."
Kütüb-i Sitte 3274, Ebu Dâvud, Savm 74, (2459).
Ebu'l-Verd İbnu Sümâme anlatıyor: "Hz. Ali (radıyallahu anh), İbnu A'bed'e dedi ki: 'Sana kendimden ve Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın kızı Fâtıma (radıyallahu anhâ)'dan, ki o, babasına ailesinin en sevgili olanı idi, bahsedeyim mi?' 'Evet, bahsedin!' dedim. Bunun üzerine: 'Fâtıma (radıyallahu anhâ) değirmen çevirirdi; elinde yaralar meydana gelirdi. Kırba ile su taşırdı. Bu da boynunda yaralar açtı. Evi süpürüyordu. Üstü başı toz toprak oldu. Bu sıralarda Resûlullah'a bir kısım köleler getirilmişti. Fâtıma'ya: "Babana kadar gidip bir köle istesen!" dedim. Gitti. Aleyhissalâtu vesselâm'ın yanında bazılarının konuşmakta olduklarını gördü ve geri döndü. Ertesi gün Resûlullah Fâtıma'ya gelerek: "Kızım, ihtiyacın ne idi?" diye sordu. Fâtıma sükût edip cevap vermedi. Ben araya girip: "Ben anlatayım, ey Allah'ın Resûlü!" dedim ve açıkladım: "Fâtıma'nın değirmen kullanmaktan elleri yara oldu, kırba ile su taşımaktan da omuzları incindi. Köleler gelince ben kendisine size uğramasını, sizden bir hizmetçi istemesini ve böylece biraz rahata kavuşmasını söyledim." Bu açıklamam üzerine Resûlullah: "Ey Fâtıma, Allah'tan kork, Allah'a olan farzlarını eda et, ailenin işlerini yap. Yatağına girince otuz üç kere sübhanallah, otuz üç kere elhamdülillah, otuz dört kere Allahuekber de. Böylece hepsi yüz yapar. Bu, senin için hizmetçiden daha hayırlıdır." buyurdular. Fâtıma (radıyallahu anhâ): "Allah'tan ve Allah'ın Resûlü'nden razıyım." dedi. Resûlullah ona hizmetçi vermedi.'"
Kütüb-i Sitte 3275, Buhari, Fedailul Ashab 9, Humus 6, Nafakat 6, 7, Da'avat 11; Müslim, 80, (2727); Tirmizi, Da'avat 24, (3405); Ebu Davud, Harac 20, (2988, 2989), Edeb 109, (5062, 5063).