عَنْ عَامِرِ بْنِ سَعْدٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ: كُنْتُ أَرَى رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يُسَلِّمُ عَنْ يَمِينِهِ وَعَنْ يَسَارِهِ حَتَّى أَرَى بَيَاضَ خَدِّهِ.
Amir İbnu Sa'd, babasından (radıyallâhu anh) naklediyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) (namazını tamamlayınca) sağına ve soluna selam verirdi, öyle ki ben (geride olduğum halde) yanağının beyazlığını görürdüm."
Kütüb-i Sitte 2626, Müslim, Mesâcid 119, (582); Nesâî, Sehiv 68, (3, 61).
عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ كَانَ يُسَلِّمُ عَنْ يَمِينِهِ وَعَنْ شِمَالِهِ حَتَّى يُرَى بَيَاضُ خَدِّهِ: «السَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللَّهِ، السَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللَّهِ».
İbnu Mes'ud (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) (namazı bitince) sağına ve soluna selam verir, şöyle derdi: 'Esselâmu aleyküm ve rahmetullah, esselâmu aleyküm ve rahmetullah.'"
Nesâî'de ise şu ziyade vardır: "...Öyle ki, şu taraftan yanağının beyazlığını görürdük."
Kütüb-i Sitte 2627, Ebü Dâvud, Salât 189, (996); Tirınizî, Salât 221, (295); Nesâî, Sehiv 71, (3, 63). Ebü Davud'da "soluna" tabirinden sonra şu ziyade yer alır: "...Öyle ki yanağının beyazını gördük."
عن وائل بن حجر، قال: صليت مع النبي صلى الله عليه وسلم، فكان يسلم عن يمينه: «السلام عليكم ورحمة الله وبركاته»، وعن شماله: «السلام عليكم ورحمة الله». وعن سمرة بن جندب: «ثم سلموا عن اليمين، ثم سلموا على قارئكم، وعلى أنفسكم».
Ebû Dâvud'un Vâil İbnu Hucr (radıyallahu anh)'dan yaptığı bir diğer rivayette şöyle gelmiştir: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) sağına, 'esselâmu aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtuhu' diyerek, soluna da 'esselâmu aleyküm ve rahmetullah' diyerek selam verirdi."
Yine Ebû Dâvud'da Semüre İbnu Cündeb'ten gelen bir rivayette: "...sonra sağınıza, sonra imamınıza ve kendinize selam verin" buyurulmuştur.
Kütüb-i Sitte 2628, Ebü Dâvud, Salât 189, (997), 182, (875).
عن جابر بن سمرة، قال: كنا إذا صلينا مع رسول الله صلى الله عليه وسلم قلنا: السلام عليكم ورحمة الله، السلام عليكم ورحمة الله، وأشار بيده إلى الجانبين، فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم: «علام تومئون بأيديكم كأنها أذناب خيل شمس؟ إنما يكفي أحدكم أن يضع يده على فخذه، ثم يسلم على أخيه من على يمينه وشماله».
Câbir İbnu Semüre (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ile beraber namaz kılınca, 'Esselâmu aleyküm ve rahmetullah, esselâmu aleyküm ve rahmetullah' der, eliyle de iki tarafına işaret ederdik. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bunun üzerine: 'Ellerinizle niye işaret ediyorsunuz? Niye ellerinizi hırçın atların kuyrukları gibi görüyorum? Her birinizin elini uyluğuna koyup sonra sağındaki ve solundaki kardeşine selam vermesi yeterlidir' buyurdu.
Kütüb-i Sitte 2629, Müslim, Salât 119, (430); Ebü Dâvud, Salât 189, (998, 999, 1000); Nesaî, Sehiv 5, (3, 4, 5).
عن عائشة، قالت: كان النبي صلى الله عليه وسلم إذا سلم لم يقعد إلا مقدار ما يقول: «اللهم أنت السلام، ومنك السلام، تباركت يا ذا الجلال والإكرام».
Hz. Âişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) selam verince, 'Allahümme ente's-selâm ve minke's-selâm. Tebârekte yâ ze'l-celâli ve'l-ikrâm' diyecek kadar otururdu."
Bu cümlenin mânası: "Ey Allah'ım! Sen selâmsın (her çeşit ayıp, kusur ve âfetlerden uzaksın). İnsanların mazhar olduğu selâmet sendendir. Ey celâl ve ikram sahibi Rabbimiz! Senin şânın yücedir" demektir.
Kütüb-i Sitte 2630, Müslim, Mesâcid 136, (592); Tirmizî, Salât 224, (298).
Semüre İbnu Cündeb (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) imamın selamına selamla mukâbele etmemizi, birbirimizi sevmemizi, birbirimize selam vermemizi emretti."
Kütüb-i Sitte 2631, Ebü Davud, Salât 190, (1001).