HADİS KÜTÜPHANESİ

Kütüb-i Sitte

1672 bölümTürkçe tercüme ve Arapça metin
BÖLÜM

MERYEM (ALEYHÂ'S-SELAM) SURESİ

8 hadis

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَمُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ نُمَيْرٍ، وَأَبُو سَعِيدٍ الْأَشَجُّ، وَمُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى الْعَنَزِيُّ، وَاللَّفْظُ لِابْنِ نُمَيْرٍ، قَالُوا: حَدَّثَنَا ابْنُ إِدْرِيسَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ سِمَاكِ بْنِ حَرْبٍ، عَنْ عَلْقَمَةَ بْنِ وَائِلٍ، عَنِ الْمُغِيرَةِ بْنِ شُعْبَةَ، قَالَ: لَمَّا قَدِمْتُ نَجْرَانَ سَأَلُونِي، فَقَالُوا: إِنَّكُمْ تَقْرَءُونَ: يَا أُخْتَ هَارُونَ، وَمُوسَى قَبْلَ عِيسَى بِكَذَا وَكَذَا. فَلَمَّا قَدِمْتُ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ سَأَلْتُهُ عَنْ ذَلِكَ، فَقَالَ: «إِنَّهُمْ كَانُوا يُسَمُّونَ بِأَنْبِيَائِهِمْ وَالصَّالِحِينَ قَبْلَهُمْ».

Mugîre İbnu Şu'be (radıyallahu anh) anlatıyor: "Ben, Necrân'a gelince bana sordular: "Sizler şu ayeti okuyorsunuz: 'Ey Harun'un kız kardeşi! Baban kötü bir kimse değildi...' (Meryem 28). Halbuki Hz. Musa, Hz. İsa'dan (aleyhimâ's-selâm) yüzlerce yıl önce yaşamıştır. (Nasıl olur da Hz. İsa'nın annesi olan Hz. Meryem, Hz. Musa'nın erkek kardeşi olan Hz. Harun'un kız kardeşi olur?)" Ben Medine'ye, Resûlullah'ın (aleyhissalâtu vesselâm) yanına gelince bu meseleyi ona sordum. Şu cevapta bulundular: "Onlar, kendilerinden önce yaşamış olan peygamberlerinin ve salih kişilerin isimleriyle isimleniyorlardı."

Kütüb-i Sitte 700, Müslim, Adâb 9, (2135); Tirmizi, Tefsir, Meryem, (3154).

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مَنِيعٍ، حَدَّثَنَا النَّضْرُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ أَبُو الْمُغِيرَةِ، عَنِ الْأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ، قَالَ: قَرَأَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «وَأَنْذِرْهُمْ يَوْمَ الْحَسْرَةِ»، قَالَ: «يُؤْتَى بِالْمَوْتِ كَأَنَّهُ كَبْشٌ أَمْلَحُ حَتَّى يُوقَفَ عَلَى السُّورِ بَيْنَ الْجَنَّةِ وَالنَّارِ، فَيُقَالُ: يَا أَهْلَ الْجَنَّةِ، فَيَشْرَئِبُّونَ، وَيُقَالُ: يَا أَهْلَ النَّارِ، فَيَشْرَئِبُّونَ، فَيُقَالُ: هَلْ تَعْرِفُونَ هَذَا؟ فَيَقُولُونَ: نَعَمْ، هَذَا الْمَوْتُ. فَيُضْجَعُ فَيُذْبَحُ، فَلَوْلَا أَنَّ اللَّهَ قَضَى لِأَهْلِ الْجَنَّةِ الْحَيَاةَ فِيهَا وَالْبَقَاءَ لَمَاتُوا فَرَحًا، وَلَوْلَا أَنَّ اللَّهَ قَضَى لِأَهْلِ النَّارِ الْحَيَاةَ فِيهَا وَالْبَقَاءَ لَمَاتُوا تَرَحًا».

Ebu Said (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) okudu: 'Ey Muhammed! Hâlâ gaflet içinde bulunanları ve hâlâ inanmayanları, işin bitmiş olacağı o hasret günü ile uyar.' (Meryem 39). Sonra dedi ki: '(Kıyamet günü) ölüm, alaca bir koç suretinde getirilir. Cennetle cehennem arasında yer alan sur üzerinde durdurulur. Önce: -Ey cennet ahalisi! diye bağırılır; onlar başlarını kaldırırlar. Sonra: -Ey cehennem ahalisi! diye bağırılır; onlar da başlarını kaldırırlar. Sonra sorulur: -Bunu tanıdınız mı, nedir bu? Hepsi birden: -Evet, tanıdık, derler. Bu ölümdür. Koç yatırılır ve kesilir. Eğer Allah cennet ahalisi için hayata ve bekaya hükmetmemiş olsaydı, neşeyle ölürlerdi. Cehennem ahalisi için de Allah hayata ve bekaya hükmetmemiş olsaydı, onlar da üzülerek ölürlerdi.'"

Kütüb-i Sitte 701, Tirmizi, Tefsir, Meryem (3155), Tirmizi hadisin sahih olduğunu söylemiştir.

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مَنِيعٍ، حَدَّثَنَا الْحُسَيْنُ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا شَيْبَانُ، عَنْ قَتَادَةَ، فِي قَوْلِهِ: «وَرَفَعْنَاهُ مَكَانًا عَلِيًّا»، قَالَ: حَدَّثَنَا أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ، أَنَّ نَبِيَّ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «لَمَّا عُرِجَ بِي رَأَيْتُ إِدْرِيسَ فِي السَّمَاءِ الرَّابِعَةِ».

Katâde (merhum), şu ayet hakkında: "Onu yüce bir yere yükselttik." (Meryem 57). Hz. Enes'in (radıyallahu anh), Resûlullah'tan (aleyhissalâtu vesselâm) şu rivayeti yaptığını belirtir: "Ben Miraç'ta iken dördüncü kat semâda Hz. İdris'i (aleyhi's-selâm) gördüm."

Kütüb-i Sitte 702, Tirmizi, Tefsir, Meryem, (3156).

İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Hz. Cibril (aleyhisselâm)'e: "Bana, niye hâlen yapmakta olduğundan daha fazla ziyarette bulunmuyorsun?" diye sormuştu, şu ayet indi: "Cebrail Muhammed'e şöyle dedi: Biz ancak Rabbinin buyruğuyla ineriz, geçmişimizi, geleceğimizi ve ikisinin arasındakileri bilmek O'na mahsustur. Rabbin unutkan değildir" (Meryem 64).

Kütüb-i Sitte 703, Buhari, Tefsir, Meryem 2, Bed'ü'l-Halk 6, Tevhid 28; Tirmizi, Tefsir, Meryem, (3157).

Ümmü Mübeşşir el-Ensâriyye (radıyallahu anhâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı dinledim, şöyle buyurmuştur: "(Hudeybiye biatına katılan) ashâbu'ş-şecere'den hiç kimse inşallah cehenneme girmeyecektir." Bunun üzerine Hafsa (radıyallahu anhâ) validemiz: "Hayır, ey Allah'ın Resulü!" dediyse de Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) onu azarladı. Bunun üzerine Hz. Hafsa (radıyallahu anhâ) şu ayeti okudu: "Sizden cehenneme uğramayacak yoktur. Bu, Rabbinin, yapmayı üzerine aldığı kesinleşmiş bir hükümdür" (Meryem 71). Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ona şu cevabı verdi: "Allah şöyle de buyurmaktadır: Sonra biz, Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanları kurtarır, zâlimleri de orada diz üstü çökmüş olarak bırakırız" (Meryem 72).

Kütüb-i Sitte 704, Müslim, Fedâilu's-Sahâbe 163, (2496).

Süddî anlatıyor: "Mürre el-Hemedânî'ye, 'Sizden cehenneme uğramayacak yoktur' (Meryem 71) ayetinden sordum. Bunun üzerine bana Abdullah İbnu Mes'ûd (radıyallahu anh)'ın Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'den rivayet ettiği şu hadisi rivayet etti: 'İnsanlar ateşe girerler, sonra amellerine göre ondan çıkarlar: Onların ilk grubu şimşek hızıyla çıkar, ikinci grup rüzgâr gibi çıkar. Sonra at süratiyle, at binicisi süratiyle, sonra yaya koşusuyla, en sonra da yaya yürüyüşüyle çıkar.'"

Kütüb-i Sitte 705, Tirmizi, Tefsir, Meryem (3158).

عَنْ خَبَّابٍ قَالَ: كُنْتُ قَيْنًا فِي الْجَاهِلِيَّةِ، فَعَمِلْتُ لِلْعَاصِ بْنِ وَائِلٍ سَيْفًا، فَجِئْتُ أَتَقَاضَاهُ، فَقَالَ: لَا أُعْطِيكَ حَتَّى تَكْفُرَ بِمُحَمَّدٍ. فَقُلْتُ: لَا وَاللَّهِ، لَا أَكْفُرُ بِمُحَمَّدٍ حَتَّى تَمُوتَ ثُمَّ تُبْعَثَ. قَالَ: وَإِنِّي لَمَيِّتٌ ثُمَّ مَبْعُوثٌ؟ قُلْتُ: نَعَمْ. قَالَ: فَإِنَّ لِي هُنَاكَ مَالًا وَوَلَدًا، فَأَقْضِيكَ. فَنَزَلَتْ: ﴿أَفَرَأَيْتَ الَّذِي كَفَرَ بِآيَاتِنَا وَقَالَ لَأُوتَيَنَّ مَالًا وَوَلَدًا ۝ أَطَّلَعَ الْغَيْبَ أَمِ اتَّخَذَ عِنْدَ الرَّحْمَنِ عَهْدًا ۝ كَلَّا سَنَكْتُبُ مَا يَقُولُ وَنَمُدُّ لَهُ مِنَ الْعَذَابِ مَدًّا ۝ وَنَرِثُهُ مَا يَقُولُ وَيَأْتِينَا فَرْدًا﴾.

Habbâb İbnu'l-Eret anlatıyor: "Cahiliye devrinde demirci idim. Âs İbnu Vâil es-Sehmî'ye bir kılıç yaptım. Ücretimi almaya gelmiştim. 'Hayır, Muhammed'i inkâr etmedikçe vermeyeceğim' dedi. Kendisine: 'Asla! Sen ölüp Allah seni yeniden diriltinceye kadar ebediyen onu inkâr etmeyeceğim' dedim. 'Yani ben öldükten sonra tekrar dirileceğim, ha!' diye alaya aldı. Ben: 'Bunda ne şüphe!' deyince: 'Öyleyse bırak beni, öleyim de yeniden dirileyim. Bana bol mal ve evlât verilecek. O zaman sana olan borcumu eda ederim' dedi. Bunun üzerine şu âyetler indi: "Ey Muhammed! Âyetlerimizi inkâr eden ve 'Bana elbette mal ve çocuk verilecektir' diyeni gördün mü? O, görülmeyeni mi biliyor, yoksa Rahmân katından bir söz mü almıştır? Hayır! Söylediğini yazacağız ve onun azabını uzattıkça uzatacağız. Bahsettiği şeyler bize kalacaktır. Kendisi bize tek başına gelecektir" (Meryem 77-80).

Kütüb-i Sitte 706, Buhari, Tefsir, Meryem 3, 4, 6, İcâre 15, Husumât 10, Büyü 29; Müslim, Münafıkûn 35, (2795); Tirmizi, Tefsir, (3161).

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ: «إِذَا أَحَبَّ اللَّهُ عَبْدًا نَادَى جِبْرِيلَ: إِنِّي قَدْ أَحْبَبْتُ فُلَانًا فَأَحِبَّهُ. قَالَ: فَيُنَادِي فِي السَّمَاءِ، ثُمَّ تَنْزِلُ لَهُ الْمَحَبَّةُ فِي أَهْلِ الْأَرْضِ، فَذَلِكَ قَوْلُ اللَّهِ: ﴿إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَيَجْعَلُ لَهُمُ الرَّحْمَنُ وُدًّا﴾. وَإِذَا أَبْغَضَ اللَّهُ عَبْدًا نَادَى جِبْرِيلَ: إِنِّي قَدْ أَبْغَضْتُ فُلَانًا. فَيُنَادِي فِي السَّمَاءِ، ثُمَّ تَنْزِلُ لَهُ الْبَغْضَاءُ فِي الْأَرْضِ»

Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki: "Allah bir kulu sevdi mi Cebrâil'e (aleyhisselâm) şöyle seslenir: 'Ben falanca kişiyi seviyorum, sen de sev!' Bunun üzerine semâda aynı şekilde nidâ edilir. Sonra arz ehli arasına onun sevgisi indirilir. Bunu şu âyet ifade etmektedir: 'İnanıp hayırlı işler işleyenleri Rahmân sevgili kılacaktır' (Meryem 96). Allah bir kula buğzetti mi Cebrâil'e (aleyhisselâm) seslenir: 'Ben falancaya buğzediyorum.' Bu şekilde semâda nidâ edilir. Sonra yeryüzüne onun hakkında buğz indirilir."

Kütüb-i Sitte 707, Tirmizi, Tefsir, Meryem, (3160).