HADİS KÜTÜPHANESİ

Kütüb-i Sitte

1672 bölümTürkçe tercüme ve Arapça metin
BÖLÜM

SABIR

15 hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ: أَتَى نَبِيُّ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ عَلَى امْرَأَةٍ تَبْكِي عَلَى صَبِيٍّ لَهَا، فَقَالَ لَهَا: «اتَّقِي اللَّهَ وَاصْبِرِي». فَقَالَتْ: وَمَا تُبَالِي أَنْتَ بِمُصِيبَتِي؟ فَقِيلَ لَهَا: هَذَا النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ. فَأَتَتْهُ، فَلَمْ تَجِدْ عَلَى بَابِهِ بَوَّابِينَ، فَقَالَتْ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، لَمْ أَعْرِفْكَ. فَقَالَ: «إِنَّمَا الصَّبْرُ عِنْدَ الصَّدْمَةِ الْأُولَى» أَوْ «عِنْدَ أَوَّلِ صَدْمَةٍ».

Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, ölen çocuğu için ağlamakta olan bir kadına rastlamıştı: 'Allah'tan kork ve sabret!' buyurdu. Kadın, ıstırabından kendisine hitap edenin kim olduğuna bile bakmadan: 'Benim başıma gelenden sana ne?' dedi. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm uzaklaşınca kadına: 'Bu, Resûlullah idi!' dendi. Bunun üzerine kadın, çocuğun ölümü kadar söylediği sözden dolayı da utanıp üzüldü. Özür dilemek için doğruca Aleyhissalâtu vesselâm'ın kapısına koştu. Ama kapıda bekleyen kapıcılar görmedi; doğrudan huzuruna çıktı ve: 'Ey Allah'ın Resûlü, o yakışıksız sözü sizi tanımadan sarf ettim, bağışlayın!' dedi. Aleyhissalâtu vesselâm: 'Makbul sabır, musibetle karşılaştığın ilk andakidir' buyurdu."

Kütüb-i Sitte 3207, Tirmizi, Cenâiz 13, (987); Nesâi; Cenâiz 22, (4, 22).

عن أم سلمة رضي الله عنها قالت: سمعت رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول: «ما من مسلم تصيبه مصيبة فيقول ما أمره الله: إنا لله وإنا إليه راجعون، اللهم أجرني في مصيبتي وأخلف لي خيرًا منها، إلا أجره الله في مصيبته وأخلف له خيرًا منها». قالت: فلما مات أبو سلمة قلت: أي المسلمين خير من أبي سلمة؟ أول بيت هاجر إلى رسول الله صلى الله عليه وسلم. ثم إني قلتها، فأخلف الله لي رسول الله صلى الله عليه وسلم. قالت: أرسل إلي رسول الله صلى الله عليه وسلم حاطب بن أبي بلتعة يخطبني له، فقلت: إن لي بنتًا وأنا غيور، فقال: «أما ابنتها فندعو الله أن يغنيها عنها، وأدعو الله أن يذهب بالغيرة».

Ümmü Seleme (radıyallahu anhâ) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı şunları söylerken işittim: "Kendisine bir musibet gelen Müslüman, Allah'ın emrettiği: 'İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn, Allahümme ecirnî fî musîbetî vahluf lî hayran minhâ. Biz Allah'a aidiz ve ancak O'na döneceğiz. Bana bu musibetim için ecir ver ve bana bunun arkasından daha hayırlısını ver.' derse Allah o musibeti alır ve mutlaka daha hayırlısını verir." Ümmü Seleme der ki: "Ebu Seleme (radıyallahu anh) vefat ettiği zaman ben: 'Ebu Seleme'den daha hayırlı olan hangi Müslüman var? Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a ilk hicret eden hâne, onun hânesiydi.' dedim. Ben bunu söyledikten sonra Allah, onun yerine bana Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı verdi. Şöyle ki: Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm), bana Hâtib İbnu Ebi Belte'a'yı göndererek kendisi için beni istetti. Ben: 'Benim küçük bir kız çocuğum var, ayrıca ben kıskanç bir kadınım. Resulullah'ın ise birçok hanımı var, imtizacsızlıktan korkarım.' diye cevap verdim. Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm): 'Kız çocuğuna gelince, Allah'a dua ederiz, onu kendisinden müstağni kılar; kıskançlığına gelince, onu gidermesi için Allah'a dua ederim.' buyurdular." Müslim, Cenâiz 3, (918); Muvatta, Cenâiz 42, (1, 236); Ebu Dâvud, Cenâiz 22, (3119);

Kütüb-i Sitte 3208, Tirmizi, Da'avât 88; (3506).

عن أبي سنان قال: دفنت ابني سنانًا، وأبو طلحة الخولاني جالس على شفير القبر، فلما أردت الخروج أخذ بيدي فقال: ألا أبشرك يا أبا سنان؟ قلت: بلى. قال: حدثني الضحاك بن عبد الرحمن بن عرزب، عن أبي موسى الأشعري، أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: «إذا مات ولد العبد قال الله لملائكته: قبضتم ولد عبدي؟ فيقولون: نعم. فيقول: قبضتم ثمرة فؤاده؟ فيقولون: نعم. فيقول: ماذا قال عبدي؟ فيقولون: حمدك واسترجع. فيقول الله: ابنوا لعبدي بيتًا في الجنة وسموه بيت الحمد».

Ebu Sinân anlatıyor: "Oğlum Sinan'ı defnettiğimde kabrin kenarında Ebu Talha el-Havlânî oturuyordu. Defin işinden çıkınca bana: 'Sana müjde vermeyeyim mi?' dedi. Ben: 'Tabii, söyle!' dedim. 'Ebu Musa el-Eş'arî (radıyallahu anh) bana anlattı.' diye söze başlayıp Resulullah'ın şu sözlerini nakletti: 'Bir kulun çocuğu ölürse Allah meleklere şöyle söyler: “Kulumun çocuğunu kabzettiniz mi?” “Evet.” derler. “Yani kalbinin meyvesini elinden mi aldınız?” Melekler yine: “Evet.” derler. Allah tekrar sorar: “Kulum bu esnada ne dedi?” “Sana hamdetti ve istircâda bulundu.” derler. Bunun üzerine Allah Teâlâ hazretleri şöyle emreder: “Öyleyse kulum için cennette bir köşk inşa edin ve bunu Beytü'l-Hamd, yani hamd evi, diye isimlendirin.”' Tirmizî, Cenâiz 36, (1021)."

Kütüb-i Sitte 3209

عن أبي هريرة رضي الله عنه، عن النبي صلى الله عليه وسلم قال: «يقول الله عز وجل: إذا أخذت كريمتي عبدي في الدنيا لم يكن له جزاء عندي إلا الجنة». وعن أنس بن مالك رضي الله عنه قال: سمعت النبي صلى الله عليه وسلم يقول: «إن الله قال: إذا ابتليت عبدي بحبيبتيه فصبر عوضته منهما الجنة»، يريد عينيه.

Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Allah Teâlâ hazretleri şöyle demiştir: “Ben kimin iki sevdiğini almışsam ve o da sevabını umarak sabretmişse, ona cennet dışında bir mükâfat vermeye razı olmam.”' Tirmizî, Zühd 58, (2403). Derim ki: "Bu hadisi Buhârî de tahric etti. Ondaki ibare şöyledir: Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: 'Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın şöyle söylediğini işittim: “Allah Teâlâ hazretleri buyurdu ki: Ben kulumu iki sevdiğiyle imtihan edersem, o da sabır gösterir ve sevap umarsa, onlara bedel cenneti veririm.”' Buradaki 'iki sevdiği' ile gözlerini kastediyor. Doğruyu Allah bilir."

Kütüb-i Sitte 3210, Buhari, Marzâ 7.

Abdullah İbnu Amr İbni'l-Âs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: Mü'min kul, arz ahalisi içindeki has sevdiği (evladı) elinden alındığı zaman sabreder ve mükâfat umarsa Allah o kulu için cennetten aşağı bir mükâfata razı olmaz."

Kütüb-i Sitte 3211, Nesai, Cenaiz 23, (4, 23).

Atâ İbnu Ebi Rabâh rahimehullah anlatıyor: "İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) bana: 'Sana cennet ehlinden bir kadın göstermeyeyim mi?' dedi. Ben de: 'Evet, göster!' dedim. 'İşte,' dedi, 'şu siyah kadın var ya, o, Resulullah'a gelip: Ben saralıyım, (nöbet gelince) üstümü başımı açıyorum, Allah'a benim için dua ediver (hastalıktan kurtulayım), dedi.' Aleyhissalâtu vesselâm: 'Dilersen sabret, sana cennet verilsin; dilersen sana şifa vermesi için Allah'a dua edivereyim,' dedi. Kadın: 'Öyleyse sabredeceğim, ancak üstümü başımı açmamam için dua ediver,' dedi. Resulullah da ona öyle dua etti."

Kütüb-i Sitte 3212, Buhari, Marzâ 6; Müslim, Birr 54; (2576).

Atâ İbnu Yesâr rahimehullah anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: Kul hastalandığı zaman Allah Teâlâ hazretleri ona iki melek gönderir ve onlara: 'Gidin bakın, kulum yardımcılarına ne diyor, bir dinleyin!' der. Eğer o kul, melekler geldiği zaman Allah'a hamdediyor ve senâlarda bulunuyor ise, onlar bunu, her şeyi en iyi bilmekte olan Allah'a yükseltirler. Allah Teâlâ hazretleri, bunun üzerine şöyle buyurur: 'Kulumun ruhunu kabzedersem, onu cennete koymam kulumun benim üzerimdeki hakkı olmuştur. Şayet şifa verirsem, onun etini daha hayırlı bir etle, kanını daha hayırlı bir kanla değiştirmem ve günahlarını da affetmem üzerimde hakkı olmuştur.'"

Kütüb-i Sitte 3213, Muvatta, Ayn 5, (2, 940).

Habbab İbnu'l-Eret (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalatu vesselâm) Kâ'be'nin gölgesinde, bir bürdeye yaslanmış otururken, gelip (müşriklerin yaptıklarından) şikâyette bulunduk: "Bize yardım etmiyor musun, bize dua etmiyor musun?" dedik. Şu cevabı verdi: "Sizden önce öyleleri vardı ki, kişi yakalanıyor, onun için hazırlanan çukura konuyor, sonra getirilen bir testere ile başının ortasından ikiye bölünüyordu. Bazısı vardı, demir taraklarla taranıyor, vücudunda sadece et ve kemik kalıyordu. Bu yapılanlar onları dininden çeviremiyordu. Allah'a kasem olsun, Allah bu dini tamamlayacaktır. Öyle ki, bir yolcu devesine bindi mi San'a'dan kalkıp Hadramevt'e kadar gidecek, Allah'tan başka hiçbir şeyden korkmayacak, koyunu için de sadece kurttan korkacak. Ancak siz acele ediyorsunuz."

Kütüb-i Sitte 3214, Buhari, Menâkıbu'l- Ensâr 29, Menâkıb 25, İkrâh 1; Ebu Dâvud, Cihâd 107, (2649); Nesâi, Zinet 98, (8, 204).

Üsâme İbnu Zeyd (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın kızı (Zeyneb), babasına birisini göndererek, "Oğlum ölmek üzere, son nefesini verirken yanında hazır ol" diye rica etti. Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm), adamı geri çevirirken: "Selamımı söyle ve şunu hatırlat: Alan da Allah'tır, veren de Allah'tır. Her şeyin O'nun yanında muayyen bir eceli vardır. Sabretsin ve Allah'ın (sabredenlere vereceği) mükâfatı düşünsün!"

Kütüb-i Sitte 3215, Dâvud, Cenâiz 28, (3125); Nesâi, Cenâiz 22, (4, 21, 22).

Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Ebu Talha'nın bir oğlu hastalandı. Sonunda Ebu Talha evde yokken vefat etti. Çocuğun öldüğünü bilmiyordu. Hanımı, çocuğun öldüğünü görünce, (çocuğun defni için gerekli) hazırlığı yaptı, onu evin bir kenarına koydu. Ebu Talha (akşam olup) eve gelince: "Çocuk nasıl oldu?" diye sordu. Hanımı, "Sükûnete erdi, istirahate kavuşmuş olmasını umarım" (diye yuvarlak bir) cevapta bulundu. Ebu Talha, hanımının doğru söylediğini zannetti. Sonra hanımı, akşam yemeğini getirdi. Yatağını hazırladı. (Sonra kocası için süslendi. Ebu Talha temasta bulundu.) Sabah olunca Ebu Talha gusletti. Evden çıkacağı zaman hanımı çocuğun ölümünü haber verdi. Ebu Talha, Resulullah (aleyhissalatu vesselâm)'la sabah namazı kıldı. Sonra kadının yaptığını bir bir anlattı. Resulullah (aleyhissalatu vesselâm): "Allah gecenizi hakkınızda mübarek kılmış olsun" buyurdular. Sonra onlara (Allah Teâlâ Hazretleri) dokuz evlat verdi, hepsi de Kur'an'ı okudular."

Kütüb-i Sitte 3216, Buhari, Cenaiz 42, Akika 1.

Kâsım İbnu Muhammed anlatıyor: "Hanımım vefat etmişti. Bana, Muhammed İbnu Ka'b el-Kurazi, ta'ziye (baş sağlığı dilemek) maksadıyla uğradı. Ve şunu anlattı: "Beni İsrail'de fakih, alim, abid, gayretli bir adam vardı. Onun çok sevdiği karısı vefat etmişti. Onun ölümüne adam çok üzüldü, öyle ki, bir odaya çekilip kapıyı arkadan kapattı, yalnızlığa çekildi, kimse yanına giremedi. Onun bu halini, Beni İsrail'den bir kadın işitti. Yanına gelip: "Benim onunla bir meselem var, kendisine bizzat sormam lazım" dedi. Halk oradan çekildi. Kadın kapıda kalıp: "Mutlaka görüşmem lazım" dedi. Birisi adama seslendi: "Burada bir kadın var, senden bir şeyler sormak istiyor, "mutlaka bizzat görüşmem lazım, bizzat sormam lazım" diyor. Herkes gitti kapıda sadece o kadın var ve ayrılmıyor." İçerdeki adam: "O'na müsaade edin gelsin" dedi. Kadın yanına girdi. Ve: "Sana bir şey sormak için geldim" dedi. Adam: "Nedir o?" deyince, kadın anlattı: "Ben komşumdan iâreten bir gerdanlık almıştım. Onu bir müddet takındım ve iâreten kullandım. Sonra onu benden geri istediler. Bunu onlara geri vereyim mi?" Adam: "Evet, vallahi vermelisin!" dedi. Kadın: "Ama o epey bir zaman benim yanımda kaldı. (Onu çok da sevdim)" dedi. Adam: "Bu hal senin, kolyeyi onlara iâde etmeni daha çok haklı kılıyor, zira onu iâre edeli çok zaman olmuş" demişti (ki, bu cevabı bekleyen kadın) atıldı: "Allah iyiliğini versin! Sen Allah'ın sana önce iâre edip, sonra senden geri aldığı şeye mi üzülüyorsun? O, verdiği şeye senden daha çok hak sahibi değil mi?" dedi. Adam bu nasihat üzerine içinde bulunduğu duruma baktı (ve kendine geldi). Böylece Allah, kadının sözlerinden adamın istifade etmesini sağladı."

Kütüb-i Sitte 3217, Muvatta, Cenaiz 43, (1, 237).

Ebu Musa (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "İşittiği şeyin verdiği ezaya aziz ve celil olan Allah'tan daha sabırlı kimse yoktur. Çünkü O'na şirk koşulur, evladlar nisbet edilir. O, yine de onlara afiyet ve rızık vermeye devam eder."

Kütüb-i Sitte 3218, Buhari, Edeb 71, Tevhid 3; Müslim, Sıfatu'l-Münafıkin 49, (2803).

İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: "Ben, peygamberlerden (aleyhimüsselam) birinin acıklı bir hikayesini anlatmış olan Resulullah aleyhissalatu vesselam'ı şu anda sanki tekrar seyrediyor gibiyim. Demişti ki: "Kavmi ona şiddetle vurup yaralamıştı. O hem akan kanlarını siliyor, hem de: "Allah'ım, kavmimi mağfiret et, çünkü onlar bilmiyorlar" demişti."

Kütüb-i Sitte 3219, Buhari, İstitabe 4, Enbiya 50; Müslim, Cihad 105, (1792).

لِيُعَزِّ الْمُسْلِمِينَ فِي مَصَائِبِهِمُ الْمُصِيبَةُ بِي.

Abdurrahman İbnu'l-Kasım anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: 'Benim (yokluğumdan hâsıl olan) musibetim, Müslümanları musibetlerinde teselli etmelidir.'"

Kütüb-i Sitte 3220, Muvatta, Cenaiz 41, (1, 236). Bir başka rivayette şöyle denmiştir: "Kim bir musibete uğrarsa, benim yokluğum sebebiyle maruz kaldığı musibetini hatırlasın. Çünkü bu, en büyük musibettir."

الْمُسْلِمُ إِذَا كَانَ يُخَالِطُ النَّاسَ وَيَصْبِرُ عَلَى أَذَاهُمْ خَيْرٌ مِنَ الْمُسْلِمِ الَّذِي لَا يُخَالِطُ النَّاسَ وَلَا يَصْبِرُ عَلَى أَذَاهُمْ.

Yahya İbnu Vessab, Resulullah aleyhissalatu vesselam'ın ashabından bir yaşlıdan naklediyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: 'İnsanlara karışıp onların ezalarına katlanan Müslüman, onlara karışmayıp ezalarına katlanmayandan hayırlıdır.'"

Kütüb-i Sitte 3221, Tirmizi, Kıyamet 56, (2509); İbnu Mace, Fiten 23, (4032).