عَنْ عَائِشَةَ زَوْجِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَتْ: خَرَجْنَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِي بَعْضِ أَسْفَارِهِ، حَتَّى إِذَا كُنَّا بِالْبَيْدَاءِ أَوْ بِذَاتِ الْجَيْشِ انْقَطَعَ عِقْدٌ لِي، فَأَقَامَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ عَلَى الْتِمَاسِهِ، وَأَقَامَ النَّاسُ مَعَهُ، وَلَيْسُوا عَلَى مَاءٍ، وَلَيْسَ مَعَهُمْ مَاءٌ. فَأَتَى النَّاسُ إِلَى أَبِي بَكْرٍ الصِّدِّيقِ فَقَالُوا: أَلَا تَرَى مَا صَنَعَتْ عَائِشَةُ؟ أَقَامَتْ بِرَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَالنَّاسِ، وَلَيْسُوا عَلَى مَاءٍ، وَلَيْسَ مَعَهُمْ مَاءٌ. فَجَاءَ أَبُو بَكْرٍ وَرَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَاضِعٌ رَأْسَهُ عَلَى فَخِذِي قَدْ نَامَ، فَقَالَ: حَبَسْتِ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَالنَّاسَ، وَلَيْسُوا عَلَى مَاءٍ، وَلَيْسَ مَعَهُمْ مَاءٌ. قَالَتْ: فَعَاتَبَنِي أَبُو بَكْرٍ، وَقَالَ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَقُولَ، وَجَعَلَ يَطْعُنُنِي بِيَدِهِ فِي خَاصِرَتِي، فَلَا يَمْنَعُنِي مِنَ التَّحَرُّكِ إِلَّا مَكَانُ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ عَلَى فَخِذِي. فَقَامَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ حِينَ أَصْبَحَ عَلَى غَيْرِ مَاءٍ، فَأَنْزَلَ اللَّهُ آيَةَ التَّيَمُّمِ فَتَيَمَّمُوا. فَقَالَ أُسَيْدُ بْنُ الْحُضَيْرِ: مَا هِيَ بِأَوَّلِ بَرَكَتِكُمْ يَا آلَ أَبِي بَكْرٍ. قَالَتْ: فَبَعَثْنَا الْبَعِيرَ الَّذِي كُنْتُ عَلَيْهِ، فَوَجَدْنَا الْعِقْدَ تَحْتَهُ.
Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'la bir seferde beraber idik. Beydâ nam mevkiye veya Zâtu'l-Ceyş denen yere gelmiştik ki benim bir kolyem kopup kayboldu. Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) onu aramak için kaldı, onunla birlikte herkes orada kaldı. Bir su başında da değillerdi. Üstelik beraberlerinde su da yoktu. Halk Hz. Ebu Bekr (radıyallahu anh)'e uğrayıp: 'Aişe'nin yaptığını görmedin mi! Hem Resulullah'ı hem de herkesi burada oyaladı. Bir su başında değiller, beraberlerinde su da yok!' demişler. Resulullah başını dizlerimin üzerine koymuş uyurken Ebu Bekr (radıyallahu anh) çıkageldi. 'Sen Resulullah aleyhissalâtu vesselâm'ı da halkı da burada hapsettin. Bir su başında değiller, beraberlerinde su da yok!' diyerek babam beni azarladı ve Allah'ın dilediğince başka şeyler de söyledi. Öfkesini daha da yenemeyip eliyle böğrüme dürterek canımı yaktı. Resulullah'ın başı dizimin üzerinde olduğu için kımıldamamaya çalıştım. Resulullah aleyhissalâtu vesselâm sabaha kadar susuz olarak uyudu. Sabah olunca Allah Teâlâ Hazretleri teyemmüm âyetini inzal buyurdu: '...Su bulamazsanız temiz toprağa teyemmüm edin, yüzlerinizi ve ellerinizi onunla meshedin. Allah size zorluk yapmak murad etmez; bilakis sizi temizlemek ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister, ola ki şükredersiniz' (Mâide 6). Üseyd İbnu Hudayr, ki Akabe biatına katılan nakiblerden biridir, dedi ki: 'Ey Ebu Bekr ailesi! Bu, sizin ilk bereketiniz değildir.' Hz. Aişe sözüne devam ederek dedi ki: 'Bindiğim deveyi dürtüp kaldırdım. Kaybolan kolye altında çıktı.'"
Kütüb-i Sitte 3687
عَنْ عَائِشَةَ أَنَّهَا اسْتَعَارَتْ مِنْ أَسْمَاءَ قِلَادَةً فَهَلَكَتْ، فَبَعَثَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أُسَيْدَ بْنَ حُضَيْرٍ وَأُنَاسًا مَعَهُ فِي طَلَبِهَا، فَأَدْرَكَتْهُمُ الصَّلَاةُ فَصَلَّوْا بِغَيْرِ وُضُوءٍ، فَلَمَّا أَتَوُا النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ شَكَوْا ذَلِكَ إِلَيْهِ، فَنَزَلَتْ آيَةُ التَّيَمُّمِ. فَقَالَ أُسَيْدُ بْنُ حُضَيْرٍ لِعَائِشَةَ: جَزَاكِ اللَّهُ خَيْرًا، فَوَاللَّهِ مَا نَزَلَ بِكِ أَمْرٌ قَطُّ تَكْرَهِينَهُ إِلَّا جَعَلَ اللَّهُ لَكِ وَلِلْمُسْلِمِينَ فِيهِ خَيْرًا.
Ebu Dâvud'un rivayetinde Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) der ki: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm), Üseyd İbnu Hudayr'ı ve beraberindeki bazı kimseleri Hz. Aişe'nin kaybettiği kolyeyi aramaya gönderdi. Bu esnada namaz vakti girdi. Abdestsiz namaz kıldılar. Gelip durumu Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a haber verdiler. Bunun üzerine teyemmüm âyeti indirildi." Bir rivayette şu ziyade gelmiştir: "Üseyd, Hz. Aişe'ye: 'Allah sana rahmetini bol kılsın; senin başına hoşlanmadığın her ne gelmiş ise onda Allah, senin için de Müslümanlar için de bir ferec (sıkıntıdan kurtulma) kılmıştır' dedi."
Kütüb-i Sitte 3688, Buhari, Teyemmüm 2, FedailûI-Ashab 5, 30, Tefsir, Nisâ 10, Mâide 3, Nikâh 65, 125, Libas 52, Hudud 39; Müslim, Hayz 108, (367); Muvatta, Tahâret 89, (1, 53, 54); Ebu Dâvud, Tahâret 123, (317); Nesâi, Tahâret 194, (1, 163, 164).
Ammâr İbnu Yasir (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam, beraberinde Hz. Aişe'nin de bulunduğu bir seferde Ulat'ul-Ceyş nam mevkide geceleyin istirahat molası vermişti. Bu esnada Hz. Aişe (radıyallahu anha)'nın Yemen boncuğundan mamul kolyesi koptu. Bunun aranması, askerleri yolundan alıkoydu ve sabah aydınlığı girdi. İnsanların yanında su yoktu. Hz. Ebu Bekr (radıyallahu anh) Aişe'ye kızdı ve hatta:
"Herkesi yolundan alıkoydun, yanlarında su da yok!" diye çıkıştı. Derken Allah Teala Hazretleri, Resulullah aleyhissalatu vesselam'a temiz toprakla temizlenme ruhsatını indirdi. Bunun üzerine Müslümanlar, Resulullah aleyhissalatu vesselam'la kalkıp ellerini kaldırdılar. Topraktan hiçbir şey almadılar, yüzlerini ve omuzlarına kadar ellerini meshettiler. Ellerinin içlerinden de koltuk altlarına kadar meshettiler."
Ebu Davud şu ziyadede bulunmuştur: "Bir hadiste İbnu Şihab der ki: 'Âlimler bu hadise itibar etmediler.' Ebu Davud der ki: 'Hadisi, İbnu İshak da böyle rivayet etti ve rivayette İbnu Abbas radıyallahu anhümâ'dan onun iki vuruş zikrettiğini kaydetti.'"
Nesai'nin bir rivayetinde, "Topraktan hiçbir şey çırpmadılar" denmiştir.
Kütüb-i Sitte 3689
Ebu Dâvud'un bir diğer rivayetinde şöyle denmiştir: "Ashab, Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'la birlikte sabah namazı için toprakla meshlendiler. Bu maksatla avuçlarını toprağa vurup toprakla yüzlerine bir defa meshettiler. Sonra tekrar dönüp avuçlarını toprağa bir kere daha vurup ellerinin tamamı ile ellerinin içlerinden koltuk altlarına, omuzlarına kadar meshettiler."
Ebu Dâvud'un bir diğer rivayetinde İbnu'l-Leys: "Dirseklerinin yukarısına kadar..." demiştir.
Kütüb-i Sitte 3690, Ebu Dâvud, Tahâret 123, (318, 319, 320); Nesai, Tahâret 196, 197, 198, (1, 166-168).
Şakik merhum anlatıyor: "Ben, Abdullah İbnu Mes'ud ile Ebu Musa (radıyallahu anhüma) arasında idim. Ebu Musa, İbnu Mes'ud'a:
'Ey Ebu Abdirrahman! Bir adam cünüb olsa ve bir ay boyu su bulmasa ne yapar, namazı nasıl kılar, ne dersin?' diye sordu.
'Suyu bir ay bulamasa da teyemmüm etmez!' dedi. Ebu Musa:
'Pekâlâ Mâide suresindeki şu ayete ne dersin: "...Su bulamazsanız temiz bir toprakla teyemmüm edin, yüzlerinizi, ellerinizi onunla meshedin."' (Maide, 6).
Abdullah şu cevabı verdi:
'Bu ayette Ashaba ruhsat verilmiş olsaydı, çok geçmeden su soğuyunca da toprakla teyemmüm etmeye yeltenirlerdi.'
Ebu Musa da ona:
'Siz teyemmümü bu sebeple mi hoş bulmuyorsunuz?' dedi. İbnu Mes'ud:
'Evet!' deyince Ebu Musa, Abdullah'a:
'Sen Ammâr'ın Hz. Ömer (radıyallahu anhümâ)'e ne dediğini duymadın mı?' dedi:
'Resulullah (aleyhissalatu vesselam) beni bir vazifeyle yola çıkarmıştı. Sefer esnasında cünüb oldum. Su da bulamadım. Bunun üzerine hayvanların bulanması gibi ben de toprağa bulandım. Sonra Resulullah (aleyhissalatu vesselâm)'a gelip durumu kendisine arz ettim. Bana:
“Sana şöyle yapman kâfi idi!” dedi ve gösterdi: İki avucuyla yere bir vurdu, sonra avuçlarını çırptı, sonra soluyla sağ avucunun sırtını veya sol avucunun sırtını sağ avucuyla meshetti. Sonra da onunla yüzünü meshetti.'"
Kütüb-i Sitte 3691, Nesai, Tahâret 202, (1, 170).
Müslim'in rivayetinde (Resulullah (aleyhissalatu vesselâm) şöyle demiş olmalı):
"Ellerinle şöyle yapman sana yeterdi." Sonra (bizzat göstererek) ellerini bir kere yere vurdu.
Sonra soluyla sağını, yani avucunun içini ve dışını meshetti.
Abdullah da: "Görmedin mi, Ömer (radıyallahu anh), Ammâr (radıyallahu anh)'ın sözüne kanaat getiremedi" dedi.
Kütüb-i Sitte 3692, Müslim, Tahâret 110, (3 68).
Bir diğer rivayette şöyle geldi: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm):
'Senin şöyle yapman sana yeterdi' buyurdular ve (göstermek için) ellerini yere vurup çırptı, yüzünü ve avuçlarını meshetti." Bu Sahiheyn'in ibâresidir.
Kütüb-i Sitte 3693, Buhari, Teyemmüm 6; Müslim, Hayz 111, (368).
Abdurrahman İbnu Ebzâ anlatıyor: "Bir adam Hz. Ömer (radıyallahu anh)'e gelerek:
'Ben cünüb oldum, su da bulamadım (ne yapayım)?' diye sordu. Hz. Ömer:
'Namaz kılma!' diye cevap verdi. (Orada bulunan Ammâr radıyallahu anh söze girip):
'Ey mü'minlerin emiri! Hatırlamıyor musun? Ben ve sen bir seriyyede beraberdik. Cenâbet
olduk ve su bulamadık. O zaman sen namaz kılmamış, ben ise toprağa bulanarak kılmıştık.
(Sonra bu durumu kendisine açınca), Aleyhissalatu vesselam bana:
Ellerini yere vurup sonra üfleyip sonra onlarla yüzünü ve ellerini meshetmen sana kâfi idi,
buyurdular' dedi. Hz. Ömer (radıyallahu anh):
'Ey Ammâr, Allah'tan kork!' dedi. Ammâr:
'Dilersen bu hadisi kimseye söylemiyeyim!' deyince, Hz. Ömer:
'(Vallahi asla! Bu meselede) seni altına girdiğin sorumlulukla baş başa bırakıyorum' diye
cevap verdi."
Kütüb-i Sitte 3694
وفي رواية أبي داود: «إنما كان يكفيك أن تقول هكذا»، وضرب بيديه إلى الأرض، ثم نفخهما، ثم مسح بهما وجهه ويديه إلى نصف الذراع. وفي رواية أخرى لأبي داود: «يا عمار، إنما كان يكفيك هكذا»، ثم ضرب بيديه الأرض، ثم ضرب إحداهما على الأخرى، ثم مسح وجهه والذراعين إلى نصف الساعدين، ولم يبلغ المرفقين، ضربة واحدة. وفي رواية: «إلى المرفقين».
Ebu Dâvud'da rivayet şöyledir: "Sana şöyle yapman yeterli idi" (dedi ve göstermek için) ellerini yere vurdu, sonra onlara üfürüp elleriyle yüzünü ve ellerini kollarının yarısına kadar meshetti.
Yine Ebu Dâvud'un bir başka rivayetinde: "Sonra ellerini yere vurdu, sonra birbirine vurarak (yapışan toprak parçalarını) çırptı, sonra yüzünü ve kol kemiğinin ortasına kadar kollarını meshetti, dirseğe ulaşmadı. (Bütün bu mesh ameliyesini yere) bir vuruşta (yaptı)."
Bir diğer rivayette: "Dirseğe kadar" denmiştir.
Kütüb-i Sitte 3695
أن النبي صلى الله عليه وسلم أمره بالتيمم للوجه والكفين. وقد روي عن عمار أنه قال: تيممنا مع النبي صلى الله عليه وسلم إلى المناكب والآباط.
Bu hadisten Tirmizî, şu kısmı tahriç etmiştir: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) kendisine (Ammâr'a), yüz ve eller için teyemmüm yapmasını emretti."
Tirmizî der ki: "Ammâr'ın şöyle söylediği rivayet edildi: 'Biz Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ile birlikte omuzlara ve koltuk altlarına kadar teyemmüm ettik.'"
Kütüb-i Sitte 3696, Buhari, Teyemmüm 4, 5, 7, 8; Müslim, Hayz 112 (368); Ebu Dâvud, Tahâret 123, (318, 319, 322, 323, 324, 325, 326, 327, 328); Nesâi, Tahâret 196, 199, 200, (1, 165-170).
عن عمران بن حصين الخزاعي أن رسول الله صلى الله عليه وسلم رأى رجلا معتزلا لم يصل في القوم، فقال: «يا فلان، ما منعك أن تصلي في القوم؟» فقال: يا رسول الله، أصابتني جنابة ولا ماء. قال: «عليك بالصعيد، فإنه يكفيك».
İmrân İbnu Husayn (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), bir kenara çekilmiş, halkla birlikte namaz kılmayan bir adam gördü.
'Ey filan! Halkla birlikte niye namaz kılmıyorsun?' diye sordu. Adam:
'Ey Allah'ın Resûlü, cünüp oldum, su da yok' deyince:
'Toprağı kullan, o sana yeterlidir' buyurdular."
Kütüb-i Sitte 3697, Buhari, Teyemmüm 6, 8, Menâkıb 25; Müslim, Mesâcid 317, (682); Nesai, Tahâret 203, (1,171).
وعن أبي ذر رضي الله عنه أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: «إن الصعيد الطيب وضوء المسلم وإن لم يجد الماء عشر سنين، فإذا وجد الماء فليمسه بشرته، فإن ذلك خير».
Ebu Zerr (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'On yıl boyu su bulamasa da, temiz toprak Müslümanın abdest suyudur. Suyu bulunca, bedenini onunla meshlesin, zira bu daha hayırlıdır.'"
Kütüb-i Sitte 3698, Ebu Dâvud, Tahâret 125, (332, 333); Tirmizi, Tahâret 92, (124); Nesâi, Tahâret 204, (1, 171).
وعن ابن عباس رضي الله عنهما أنه قال، وقد سئل عن التيمم: «إن الله تعالى قال في كتابه حين ذكر الوضوء: فاغسلوا وجوهكم وأيديكم إلى المرافق. وقال في التيمم: فامسحوا بوجوهكم وأيديكم. وقال: والسارق والسارقة فاقطعوا أيديهما. فكانت السنة في القطع الكفين، إنما هو الوجه والكفان، يعني التيمم».
İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ)'a teyemmümden sorulmuştu. Dedi ki: "Allah Teâlâ Hazretleri, Kitab-ı Mübîn'de, abdesti zikrederken şöyle buyurmuştur: 'Yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın.' Teyemmüm hakkında da şöyle buyurdu: 'Yüzlerinizi ve ellerinizi meshedin.' (Yine âyet-i kerimede Cenab-ı Hak) şöyle buyurdu: 'Erkek ve kadın hırsızın ellerini kesin.' Hırsızın elini kesmede sünnet, (bilekten itibaren) avuç kısmını kesmektir (bilek-dirsek arası kesilmez); öyleyse teyemmüm yapılacak kısım yüz ve (bileğe kadar) ellerdir."
Kütüb-i Sitte 3699, Tirmizi, Tahâret 110, (145).
وعن طارق: «أن رجلاً أجنب فلم يصل، فأتى النبي صلى الله عليه وسلم فذكر له ذلك، فقال: أصبت. فأجنب آخر فتيمم وصلى، فأتاه فقال نحو ما قال للآخر، يعني: أصبت».
Târık anlatıyor: "Bir adam cünüb oldu ve namaz kılmadı. Sonra Resulullah'a gelerek durumu O'na arz etti. Aleyhissalâtu vesselâm: 'İsabetli davranmışsın!' buyurdular. Bir diğer zât da cünüb olmuştu, teyemmüm edip namazını kıldı. Sonra o da Resulullah'a gidip durumunu arz etti. Aleyhissalâtu vesselâm ona da aynı şeyi söyledi, yani: 'İsabetli davranmışsın!' dedi."
Kütüb-i Sitte 3700, Nesâi, Tahâret 205, (1, 172).
عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ رَجُلًا أَصَابَهُ جُرْحٌ فِي رَأْسِهِ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، ثُمَّ أَصَابَهُ احْتِلَامٌ، فَأُمِرَ بِالِاغْتِسَالِ، فَاغْتَسَلَ، فَكُزَّ فَمَاتَ، فَبَلَغَ ذَلِكَ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَ: «قَتَلُوهُ، قَتَلَهُمُ اللَّهُ، أَوَلَمْ يَكُنْ شِفَاءُ الْعِيِّ السُّؤَالَ؟» قَالَ عَطَاءٌ: وَبَلَغَنَا أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «لَوْ غَسَلَ جَسَدَهُ، وَتَرَكَ رَأْسَهُ حَيْثُ أَصَابَهُ الْجِرَاحُ».
İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) zamanında bir adam başından yaralanmış, sonra da ihtilam olmuştu. Kendisine yıkanması emredildi. Adam yıkandı, hastalanıp öldü. Onun haberi Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a ulaşınca şöyle söyledi: "Onu öldürmüşler, Allah da onları öldürsün! Madem bilmiyorlardı, niye sormadılar? Bilgisizliğin şifası sualdir." Atâ der ki: "Bize ulaştığına göre Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm): 'Bedenini yıkayıp yaralı olan başını bıraksaydı ya!' buyurmuştur."
Kütüb-i Sitte 3701, İbnu Mace, Tahâret 93, (572).
عَنْ عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ، قَالَ: احْتَلَمْتُ فِي لَيْلَةٍ بَارِدَةٍ فِي غَزْوَةِ ذَاتِ السَّلَاسِلِ، فَأَشْفَقْتُ إِنِ اغْتَسَلْتُ أَنْ أَهْلِكَ، فَتَيَمَّمْتُ، ثُمَّ صَلَّيْتُ بِأَصْحَابِي الصُّبْحَ، فَذَكَرُوا ذَلِكَ لِلنَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَقَالَ: «يَا عَمْرُو، صَلَّيْتَ بِأَصْحَابِكَ وَأَنْتَ جُنُبٌ؟» فَأَخْبَرْتُهُ بِالَّذِي مَنَعَنِي مِنَ الِاغْتِسَالِ، وَقُلْتُ: إِنِّي سَمِعْتُ اللَّهَ يَقُولُ: {وَلَا تَقْتُلُوا أَنْفُسَكُمْ إِنَّ اللَّهَ كَانَ بِكُمْ رَحِيمًا}، فَضَحِكَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَلَمْ يَقُلْ شَيْئًا.
Amr İbnu'l-As (radıyallahu anh) anlatıyor: "Zâtu's-Selâsil Gazvesi'nde, soğuk bir gecede ihtilam oldum. Yıkandığım takdirde helak olacağımdan korktum. Böylece teyemmüm yapıp arkadaşlarıma sabah namazını kıldırdım. Bu hadiseyi Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a anlattılar. Bana: "Ey Amr! Sen cünüp olduğun halde arkadaşlarına namaz mı kıldırdın?" diye sordu. Ben de yıkanmama mâni olan durumu haber verdim ve dedim ki: "Ben Allah'ın şöyle söylediğini işittim: 'Kendinizi öldürmeyin, Allah sizlere karşı rahimdir.'" (Nisa 29). Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) güldüler ve hiçbir şey söylemediler."
Kütüb-i Sitte 3702, Ebu Davud, Tahâret 126, (334, 335).
عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ: خَرَجَ رَجُلَانِ فِي سَفَرٍ، فَحَضَرَتِ الصَّلَاةُ وَلَيْسَ مَعَهُمَا مَاءٌ، فَتَيَمَّمَا صَعِيدًا طَيِّبًا فَصَلَّيَا، ثُمَّ وَجَدَا الْمَاءَ فِي الْوَقْتِ، فَأَعَادَ أَحَدُهُمَا الصَّلَاةَ وَالْوُضُوءَ، وَلَمْ يُعِدِ الْآخَرُ، ثُمَّ أَتَيَا رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَذَكَرَا ذَلِكَ لَهُ، فَقَالَ لِلَّذِي لَمْ يُعِدْ: «أَصَبْتَ السُّنَّةَ، وَأَجْزَأَتْكَ صَلَاتُكَ»، وَقَالَ لِلَّذِي تَوَضَّأَ وَأَعَادَ: «لَكَ الْأَجْرُ مَرَّتَيْنِ».
Ebu Sa'id (radıyallahu anh) anlatıyor: "İki kişi bir sefere çıktılar. Derken namaz vakti girdi. Beraberlerinde su olmadığı için temiz toprakla teyemmüm ettiler ve namazlarını kıldılar. Sonra vakti içinde su buldular. Bunlardan biri abdesti de namazı da iade etti, diğeri iade etmedi. Sonra Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a gelince durumu anlattılar. Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm), iade etmeyene: "Sünnete isabet ettin, namazın sana yeterlidir!" dedi. Abdesti ve namazı iade eden zata da: "Sana iki kat ücret var!" ferman buyurdu."
Kütüb-i Sitte 3703, Ebu Davud, Taharet 128, (338, 339); Nesai, Gusl 27, (1, 213).
İbnu Ömer (radıyallahu anhüma)'in anlattığına göre, "Curuf nâm mevkideki tarlasından dönüyordu. Mirbedu'n-Ne'am (denen deve ağılından) geçerken namaz vakti girdi. Hemen teyemmüm edip namazını kıldı. Sonra Medine'ye döndüğünde güneş henüz yüksekteydi (ve namazın vakti çıkmamıştı). Ama namazını iade etmedi."
Kütüb-i Sitte 3704
Bir başka rivayette, (bu hâdiseyi) Nâfi rahimehullah şöyle anlatır: "Ben ve İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ), Curuf nâm mevkiden beraber dönüyorduk. Mirbed'e gelince Abdullah devesinden inip, temiz toprakla teyemmüm yaptı, yüzüne, dirseklerine kadar ellerine meshetti, sonra namaz kıldı."
Kütüb-i Sitte 3705, Buhari, Teyemmum 3, onceki rivayet bab basliginda muallak (senetsiz) olarak zikredilmistir); Muvatta, Taharet 90, ( 1, 5 6). CENABETTEN GUSUL
el-Hakem ve Seleme İbnu Küheyl'in anlattıklarına göre, Abdullah İbnu Ebi Evfa radıyallahu anh'a teyemmümden sormuşlar, o da kendilerine şu cevabı vermiştir: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Ammar'a şöyle yapmasını emretti: Ellerini yere vurdu, sonra ellerine yapışan toz toprağı çırptı ve yüzünü meshetti."
el-Hakem, rivayetinde "Kollarını da (meshetti)" dedi. Seleme İbnu Küheyl, rivayetinde "Dirseklerini de" demiştir.
Kütüb-i Sitte 6134
عَنْ عَطَاءِ بْنِ أَبِي رَبَاحٍ قَالَ: سَمِعْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ يُخْبِرُ أَنَّ رَجُلًا أَصَابَهُ جُرْحٌ فِي رَأْسِهِ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، ثُمَّ أَصَابَهُ احْتِلَامٌ، فَأُمِرَ بِالِاغْتِسَالِ، فَاغْتَسَلَ، فَكُزَّ فَمَاتَ، فَبَلَغَ ذَلِكَ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَ: «قَتَلُوهُ، قَتَلَهُمُ اللَّهُ، أَوَلَمْ يَكُنْ شِفَاءُ الْعِيِّ السُّؤَالَ؟» قَالَ عَطَاءٌ: وَبَلَغَنَا أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «لَوْ غَسَلَ جَسَدَهُ، وَتَرَكَ رَأْسَهُ حَيْثُ أَصَابَهُ الْجِرَاحُ».
İbnu Abbâs radıyallahu anhümâ'nın anlattığına göre, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm zamanında bir adam başından yaralanmıştı. Bilahare ihtilam sebebiyle cünüp oldu. Kendisine gusletmesi emredildi, o da yıkandı, hastalanıp öldü. Bu haber Aleyhissalâtu vesselâm'a ulaşınca:
"Onu öldürdüler, sebep olanların Allah belalarını versin! Cehaletin ilacı sormak değil mi? (Niye sormadan fetva verdiler?)" buyurmuştur.
Atâ der ki: "Bize ulaştığına göre, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm: 'Keşke bedenini yıkayıp başının yaralı yerini bıraksaymış.' buyurmuştur."
Kütüb-i Sitte 6135