HADİS KÜTÜPHANESİ

Kütüb-i Sitte

1672 bölümTürkçe tercüme ve Arapça metin
BÖLÜM

YÂ-SÍN SÛRESİ

5 hadis

عَنْ أَنَسٍ، قَالَ: قَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: إِنَّ لِكُلِّ شَيْءٍ قَلْبًا، وَقَلْبُ الْقُرْآنِ يس، وَمَنْ قَرَأَ يس كَتَبَ اللَّهُ لَهُ بِقِرَاءَتِهَا قِرَاءَةَ الْقُرْآنِ عَشْرَ مَرَّاتٍ.

Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki: 'Her şeyin bir kalbi vardır. Kur'ân'ın kalbi de Yâ-Sîn'dir. Kim bu sureyi okursa, Cenab-ı Hakk, bu okuması sebebiyle kendisine, Kur'ân-ı Kerim'i -Yâ-Sîn hariç- on kere okumuş sevabını verir.'"

Kütüb-i Sitte 756, Tirmizî, Sevâbu'l-Kur'ân 7, (2889).

Ebu Saîdi'l-Hudrî (radıyallahu anh) anlatıyor: Benî Seleme Medine'nin uzakça bir kenarında meskûn idi. Mescid-i Nebevî'nin yakınlarına taşınmak istediler. Bunun üzerine şu meâldeki âyet indi: "Şüphesiz ölüleri dirilten, işlediklerini ve eserlerini yazan biziz. Her şeyi apaçık bir kitapta saymışızdır" (Yâ-Sîn, 11). Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): "Ayak izleriniz (sevap olarak) yazılıyor" dedi. Yerlerinde kaldılar.

Kütüb-i Sitte 757, Tirmizî, Tefsir, Yâ-Sîn, (3224).

İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Antakya şehrinde firavunlardan bir firavun vardı. Allahu Teâlâ Hazretleri ora halkına elçiler gönderdi. Bunlar üç kişiydiler. İkisi önce geldi, bunları yalanladılar. Allah bunları bir üçüncüyle takviye etti. Elçiler, onları hakka çağırıp, emredilen şeyleri açıklayıp, dinlerinin bâtıl olduğunu söyledikleri vakit; peygamberlere: 'Biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık, vazgeçmezseniz sizi mutlaka taşlarız. Bizden size muhakkak acıklı bir işkence de dokunur' dediler. Peygamberler de: 'Sizin uğursuzluğunuz (musibetleriniz), dediler, kendi beraberinizdedir. Size nasihat edilirse mi? Hayır, siz haddi aşıp taşanlar güruhusunuz'" (Yâ-Sîn, 18-19).

Kütüb-i Sitte 758, Rezîn ilavesidir.

İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ): "O şehrin en uç (kenar)ından koşarak bir adam geldi: 'Ey kavmim, dedi, uyun o gönderilmiş olanlara; uyun sizden hiçbir ücret istemeyen o kimselere. Onlar hidayete ermiş (zâtlar)dır. Ben, beni yaratana neden kulluk etmeyecekmişim? Siz (hepiniz) ancak ona döndürülüp götürüleceksiniz. Ben O'ndan başka tanrılar edinir miyim? Eğer O çok esirgeyici (Allah), bana bir zarar vermek isterse onların (iddia ettiğiniz) şefaati bana hiçbir fayda vermez. Onlar beni asla kurtaramazlar. Şüphesiz ben o takdirde mutlaka apaçık bir sapıklık içindeyim demektir. Gerçekten ben Rabbinize iman ettim. İşte bunu benden duyun. (Ona): Gir cennete, denildi. (O da): Ne olurdu, dedi, kavmim bilselerdi, Rabbimin beni bağışladığını, beni (cennetle ikram) edilenlerden kıldığını'" (Yâ-Sîn, 20-27) meâlindeki âyetler hakkında şu açıklamada bulundu: "Bu zât hayatında da, ölümünde de kavmine nasihatta bulundu."

Kütüb-i Sitte 759, Rezin ilâvesidir, kaynağı bulunamamıştır.

Ebu Zerr (radıyallahu anh) anlatıyor: "Ben Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ile birlikte mescidde idim. O sırada güneş batıyordu. Bana: "Ey Ebu Zerr, biliyor musun güneş nereye gidiyor?" diye sordu. "Allah ve Resûlü daha iyi bilir" dedim. "Arşın altında secde etmeye gidiyor. Secde için izin ister, kendisine izin verilir. Secde ettiği hâlde bunun kendisinden kabul edilmeyeceği zaman yakındır. O zaman izin ister fakat izin verilmez. Kendisine: 'Geldiğin yere dön ve battığın yerden doğ' denir. İşte bunu şu âyet ifade etmektedir: 'Güneş de müstekarrına kadar cereyan etmektedir...' (Yâ-Sîn, 38)." Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ilâve etti: "Bu ne zamandır, bilir misin? Bu, daha önce iman etmemiş veya imanında bir hayır kazanmamış olan kimseye imanının fayda vermeyeceği zamandır."

Kütüb-i Sitte 760, Buhârî, Tefsir,Yâsin 1, Bed'ü'l-halk 4, Tevhid 22, 23; Müslim, İmân 250 (159); Tirmizî, Tefsir, Yâsin,(3225).