HADİS KÜTÜPHANESİ

Kütüb-i Sitte

1672 bölümTürkçe tercüme ve Arapça metin
BÖLÜM

ŞARTLAR VE İSTİSNA HAKKINDA

11 hadis

أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ مَسْعُودٍ ابْتَاعَ جَارِيَةً مِنِ امْرَأَتِهِ زَيْنَبَ الثَّقَفِيَّةِ، وَاشْتَرَطَتْ عَلَيْهِ أَنَّكَ إِنْ بِعْتَهَا فَهِيَ لِي بِالثَّمَنِ الَّذِي تَبِيعُهَا بِهِ. فَسَأَلَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْعُودٍ عَنْ ذَلِكَ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، فَقَالَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ: لَا تَقْرَبْهَا وَفِيهَا شَرْطٌ لِأَحَدٍ.

İbnu Mes'ud (radıyallahu anh)'un anlattığına göre: "Kendisi, hanımından bir cariye satın alır. Ancak karısı bir şart koşarak der ki: 'Şayet cariyeyi satacak olursan, satın aldığın fiyatla ben alacağım.' Bu hususta Hz. Ömer (radıyallahu anh)'e sordu. Hz. Ömer: 'Câriyeye yaklaşma. Onda başka birisi için şart var' dedi."

Kütüb-i Sitte 271, Muvatta, Büyû5, (2, 616).

عَنْ عَمْرِو بْنِ شُعَيْبٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ نَهَى عَنْ بَيْعِ الْعُرْبَانِ. قَالَ مَالِكٌ: وَذَلِكَ فِيمَا نَرَى، وَاللَّهُ أَعْلَمُ، أَنْ يَشْتَرِيَ الرَّجُلُ الْعَبْدَ أَوِ الْوَلِيدَةَ، أَوْ يَتَكَارَى الدَّابَّةَ، ثُمَّ يَقُولُ لِلَّذِي اشْتَرَى مِنْهُ أَوْ تَكَارَى مِنْهُ: أَعْطَيْتُكَ دِينَارًا أَوْ دِرْهَمًا، أَوْ أَكْثَرَ مِنْ ذَلِكَ أَوْ أَقَلَّ، عَلَى أَنِّي إِنْ أَخَذْتُ السِّلْعَةَ أَوْ رَكِبْتُ مَا تَكَارَيْتُ مِنْكَ، فَالَّذِي أَعْطَيْتُكَ هُوَ مِنْ ثَمَنِ السِّلْعَةِ أَوْ مِنْ كِرَاءِ الدَّابَّةِ، وَإِنْ تَرَكْتُ ابْتِيَاعَ السِّلْعَةِ أَوْ كِرَاءَ الدَّابَّةِ، فَمَا أَعْطَيْتُكَ لَكَ بَاطِلٌ بِغَيْرِ شَيْءٍ.

Amr İbnu Şuayb İbni Muhammed İbni Abdillah İbni Amr İbni'l-As, babası tarikiyle ceddi Abdullah'tan rivayet ettiğine göre: "Hz. Peygamber (aleyhissâlatu vesselâm), bey'u'l-urban'ı yasaklamıştır." İmam Mâlik bey'ul-urbân'ı şöyle tarif eder: "Kişinin bir köle veya cariyeyi satın alıp veya bir hayvanı kiralayıp, sonra satan veya kiralayan kimseye: 'Sana şu kadar dirhem veya dinar veriyorum, şu şartla ki, ben bu malı satın alır veya senden kiraladığım hayvana binersem sana vermiş olduğum para, malın bedelinden veya hayvanın kirasından sayılacaktır. Şayet malı almaktan veya hayvanı kiralamaktan vazgeçersem, sana önceden vermiş olduğum para senin olsun' der."

Kütüb-i Sitte 272, Ebu Dâvud, Büyû 69, (3502); Muvatta, Büyû 1, (2, 609); İbnu Mâce, Ticârât 22, (2192).

Abdullah İbnu Ebi Bekr'in anlattığına göre: "Dedesi Muhammed İbnu Amr, el-Efrâk adındaki bağının meyvesini dört bin dirheme sattı. Bundan sekiz yüz dirheme (tekabül eden) hurmayı müstesna kıldı."

Kütüb-i Sitte 273, Muvatta, Büyû 18, (2, 622).

İmam Mâlik (radıyallahu anh)'e ulaştığına göre, Hz. Peygamber (aleyhissâlatu vesselâm) satışı ve selefi yasaklamıştır. İmam Mâlik bunu şöyle açıklar: "Bu, bir kimsenin diğerine şöyle demesidir: 'Senin malını şu şu fiyata alıyorum ancak bir şartla sen de benden şunu ve şunu selef sûretiyle satın alacaksın.' Bu çeşit bir muamele câiz değildir."

Kütüb-i Sitte 274, Muvatta, Büyû 69, (2, 657).

Hz. Câbir (radıyallahu anh) anlatıyor: "Hz. Peygamber (aleyhissâlatu vesselâm)'le birlikte gazveye katıldım. Ben su taşımada kullandığımız devemizin üzerinde giderken Resûlullah (aleyhissâlatu vesselâm) bana kavuştu. Devem yorgundu ve bu yüzden gerilerden yürüyordu. Durumu görünce Hz. Peygamber (aleyhissâlatu vesselâm) de geride kalarak deveyi sürdü ve ona dua buyurdu. Bunun üzerine bütün develerin önünden gitmeye başladı. Bana: 'Deveni nasıl görüyorsun?' diye sordu. 'Çok iyi görüyorum, bereketiniz değdi' dedim. 'Onu bana satar mısın?' buyurdu. Ben utandım, bundan başka su taşıyan devemiz yoktu. Yine de 'evet' dedim ve Medine'ye varıncaya kadar sırtı benim olmak şartıyla deveyi kendilerine sattım. Ona: 'Ey Allah'ın Resûlü, yeni evliyim' diyerek izin istedim. Bana izin verdiler. Bunun üzerine, Medine'ye gelince beni dayım karşıladı. Deveden sordu. Deve ile ilgili yaptıklarımı anlatınca beni ayıpladı. İzin istediğim sırada Hz. Peygamber (aleyhissâlatu vesselâm): 'Bâkire ile mi, dulla mı evlendin?' diye sormuştu. Ben 'dul biriyle' dedim. 'Niye bâkire ile değil, o seninle sen de onunla şakalaşırdınız' buyurdu. Ben: 'Ey Allah'ın Resûlü, babam vefat etti. Birçok kız kardeşim var, hepsi de küçük. Onlarla aynı yaşta, onların terbiyeleriyle meşgul olamayacak, onlara bakamayacak çok genç biriyle evlenmeyi uygun bulmadım. Bu sebeple onlara bakıp terbiyelerini yapacak bir dulla evlendim' dedim. Resûlullah (aleyhissâlatu vesselâm) Medine'ye gelince deveyi vermek üzere yanlarına gittim. Bana parasını verdi ve deveyi de iade etti."

Kütüb-i Sitte 275, Buhârî, Cihad 49, 113, Vekâlet 8, Mesacid 59, Büyû 34, İstikrâz 1, 7, Mezâlim 26, Hibe 23, Şürût 4, Nikâh 10, 121, Nafakat 12, Daavât 53; Müslim, Müsâkat 109, (710), Salâtu'l- Müsafirin 69, (710), Rida 54, (710); Tirmizî, Nikah 13, (1100), Büyû 30, (1253); Nesâî, Büyû 77, (7, 297-300); Ebu Dâvud, Ticârât 71, (3505); İbnu Mâce, Ticârât 29, (2205).

وفي أخرى قال: «بِعْنِيهِ بأُوقِيَّةٍ». قلتُ: لا. قال: «بِعْنِيهِ بأُوقِيَّةٍ»، فبعتُهُ واستثنيتُ حُمْلانَهُ إلى أهلي. فلمّا قَدِمْنا أتيتُهُ بالجمل ونَقَدَني ثمنَه، ثم انصرفتُ، فأرسلَ على أثري فقال: «ما كنتُ لآخذَ جملَكَ، فخُذْ جملَكَ فهو لكَ». وفي أخرى: «أفقرني رسولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم ظهرَه إلى المدينة». وفي أخرى: «لكَ ظهرُه إلى المدينة». وفي أخرى: «فشرطَ ظهرَه إلى المدينة». قال البخاري: الاشتراطُ أكثرُ وأصحُّ. وفي أخرى: «بأربعةِ دنانيرَ»، وهذا يكونُ أوقيّةً على حسابِ الدينارِ بعشرةٍ. وفي أخرى: «أوقيّةَ ذهبٍ». وأخرى: «مائتي درهمٍ». وأخرى: «بأربعِ أواقٍ». وأخرى: «بعشرين دينارًا». وأخرى: «فإذا قَدِمْتَ المدينةَ فالكَيْسَ الكَيْسَ». وفيها: وقَدِمْتُ المدينةَ بالغداةِ، فجئتُ المسجدَ فوجدتُه على بابِ المسجدِ، فقال: «الآنَ قَدِمْتَ؟» قلتُ: نعم. قال: «فدَعْ جملَكَ وادخُلْ فصلِّ ركعتينِ». فدخلتُ فصلّيتُ، ثم رجعتُ، فأمرَ بلالًا أن يَزِنَ لي أوقيّةً، فوزنَ لي بلالٌ فأرجحَ. وفي أخرى قال: فلمّا ذهبنا لندخلَ قال: «أمهِلوا حتى ندخلَ ليلًا، كي تمتشطَ الشَّعِثَةُ وتستحدَّ المُغِيبَةُ».

Bir diğer rivayette şöyle gelmiştir: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): "Deveyi bana bir okiyye'ye sat" dedi. Ben: "Hayır" dedim. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ısrar ederek: "Onu bana bir okiyye'ye sat" dedi, ben de sattım fakat evime kavuşuncaya kadar binme şartını koştum. Medine'ye gelince, teslim etmek üzere deveyi Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a getirdim. Bana parasını hemen ödedi. Ben oradan ayrıldım. Arkamdan birini göndererek: "Esasen senin devene müşteri değilim, sen deveni geri al artık, o yine senin olsun" dedi. Bir diğer rivayette: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) hayvanın sırtını Medine'ye kadar bana iade etti" denir. Bir diğer rivayette: "Medine'ye kadar sırtı senin" denir. Bir diğer rivayette: "...Medine'ye kadar sırtını şart kıldı" ifadesi vardır. Buhârî der ki: "Şart kılma ifadesi rivayetlerin çoğunda yer alır. Sahîh olan da budur." Bir diğer rivayette: "Deveyi dört dinara (sattım)" denir. Bu, dinarın on dirhem hesabından bir okiyye yapar. Diğer bir rivayette "Bir okiyye altına" denir. Diğer bir rivayette "İki yüz dirheme" denir. Bir diğer rivayette "Dört okiyye'ye" denir. Bir diğer rivayette "Yirmi dinara" denir. Bir diğer rivayette: "Medine'ye geldiğin zaman dikkatli ol, hanımın hayızlı olabilir" buyurdu. Bu rivayette: "Akşam vakti Medine'ye geldim. Mescide uğradım. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı orada mescidin kapısında buldum. Bana: "Şimdi mi geldin?" diye sordu. "Evet!" dedim. Bana: "Deveni bırak, içeri gir, iki rek'at namaz kıl!" buyurdu. Ben hemen girdim, namaz kıldım ve döndüm. Hz. Bilâl'e emrederek bana bir okiyye tartmasını söyledi. Bilâl derhal tarttı ve biraz da fazla koydu" denir. Bir diğer rivayette Câbir (radıyallahu anh) der ki: "(Evlerimize) girmek için gittiğimiz zaman, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle uyardı: "Biraz ağır olun, evlere geceleyin girelim. Böylece saçı başı dağınık olanlar taranır, gurbette kocası olanlar etek tıraşı olurlar."

Kütüb-i Sitte 276

وفي أخرى لمسلم قال: «بِعْنِي جملَكَ هذا». قلتُ: بل هو لكَ. قال: «بل بِعْنِيهِ». قلتُ: بل هو لكَ يا رسولَ اللهِ. قال: «بل بِعْنِيهِ». قلتُ: فإنَّ لرجلٍ عليَّ أوقيّةَ ذهبٍ، فهو لكَ بها. قال: «قد أخذتُه، فتبلَّغْ عليه إلى المدينة». فلمّا قَدِمْتُ المدينةَ قال لبلالٍ: «أعطِهِ أوقيّةَ ذهبٍ وزِدْهُ». فزادني قيراطًا، فقلتُ: لا تفارقني زيادةُ رسولِ اللهِ صلى الله عليه وسلم. فكان في كيسٍ لي إلى أن أخذَه أهلُ الشامِ يومَ الحَرَّةِ.

Müslim'in bir diğer rivayetinde şöyle gelmiştir: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): "Bana şu deveyi sat" buyurdu. Ben: "Hayır, satmam; size bağışlıyorum, deve sizin olsun ey Allah'ın Resûlü" dedim. "Olmaz, bağış kabul etmem, sat onu bana" buyurdu. Ben: "Öyleyse, bir adama bir okiyye miktarında altın borcum var, ona mukabil deveyi size sattım" dedim. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): "Aldım onu, ancak sen yükünü Medine'ye kadar onun üzerinde götür" dedi. Medine'ye gelince, Hz. Bilâl (radıyallahu anh)'e: "Câbir'e bir okiyye altın ver, biraz da fazla olsun" emretti. Bilâl bu söz üzerine bir kırat fazla tarttı. Kendi kendime: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın bana verdiği fazla miktarı yanımdan hiç ayırmayacağım" dedim. Harra Harbi'nde, Şamlılar tarafından yağma edilinceye kadar kesemin dibinde duruyordu."

Kütüb-i Sitte 277

وله في أخرى: «أتبيعُنيهِ بكذا وكذا، واللهُ تعالى يغفرُ لكَ؟» قلتُ: هو لكَ. فما زال يزيدني ويقولُ: «واللهُ تعالى يغفرُ لكَ». قالها ثلاثًا.

Yine Müslim'den gelen bir başka rivayet şöyledir: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): "Bana deveyi şu şu bedele sat, Allah da seni mağfiret buyursun, olmaz mı?" dedi. Ben cevaben: "Elbette, o sizin olsun" dedim. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bir taraftan miktarı artırmaya devam ediyor, bir taraftan da: "Allah Teâlâ sana mağfiret buyursun" diyordu. Bu sözü üç kere tekrar etti."

Kütüb-i Sitte 278

Bir diğer rivayette şöyle denir: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bana: 'Allah'ın adıyla bin' dedi. Medine'ye geldiğimiz zaman Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), ashâbından bazı gruplarla birlikte mescide girdi. Ben de mescide girip, devemi kapının yanındaki taş döşeli kısma bağladım. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a 'İşte deveniz' diye haber verdim. Mescidden çıktı. Deveye yaklaştı ve 'Deve, devemizdir' buyurdu. Sonra birkaç okiyye altın gönderip: 'Bunu Câbir'e verin' dedi. Sonra bana: 'Parayı aldın mı?' diye sordu. 'Evet' dedim. Bunun üzerine: 'Para da, deve de senindir' buyurdu (ve deveyi de geri verdi)."

Kütüb-i Sitte 279

Hz. Aişe (radıyallahu anhâ)'nin anlattığına göre: "Berîre, mukâtebe borcunu ödeme hususunda yardımcı olması için kendisine (Hz. Aişe'ye) uğramıştı. O âna kadar borcundan herhangi bir şey ödememiş bulunuyordu. Hz. Aişe, Berîre'ye 'Ailene dön, senin mukâtebe borcunu ödememi istiyorlarsa bir şartla yaparım: Senin üzerindeki velâ hakkı bana geçmeli' dedi. Berîre dönüp, ailesine durumu anlattı. Onlar kabul etmediler ve: 'Sana bir iyilik yapmak isterse yapsın, karışmayız, ancak velân bize aittir' dediler. Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) bunun üzerine, durumu Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e arz etti. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ona: 'Sen satın al, sonra da âzad et. Velâ hakkı, âzad edene aittir' buyurdu. Bunu söyledikten sonra Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ayağa kalkarak şu hitabede bulundu: 'İnsanlara ne oluyor ki, alışverişlerinde Kitabullah'ta bulunmayan şartları koşuyorlar? Kitabullah'ta olmayan bir şart koşana bu helâl olmaz. Böyle biri yüz şart da koşacak olsa, Allah'ın şartı daha doğru, daha sağlamdır.'"

Kütüb-i Sitte 280, Buhârî, Mesâcid 70, Zekât 61, Büyû 67, 73, Itk 10, Mekâtib 2, 3, 4, 5, Hibe 7, Şurût 3, 10, 13, 17, Talâk 16, Kefârâtü'l-İman 8, Ferâiz 19, 20, 22, 23; Müslim, Itk 5, (1504); Muvatta, Itk 17, (2, 780); Ebu Dâvud, Itk 2, (3929-3930); Nesâî, 85, 86 (7, 300); Tirmizî, Büyû 33, (1256), Vevâya 7, (2125); İbnu Mâce, Itk 3, (2521).

Diğer bir rivayette, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Hz. Aişe (radıyallahu anhâ)'ye şöyle söylemiştir: "(Berîre'yi) önce satın al, sonra da âzad et. (Onu satan efendilerini de bırak, bir işe yaramayacak olan) istedikleri şartı koşsunlar." Aişe Berîre'yi satın alıp âzad etti. Berîre'nin ailesi, velâ hakkının kendilerine ait olması şartını koştu. Bunun üzerine Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) şu açıklamayı yaptı: "(Olmaz öyle şey!) Velâ hakkı âzad edene aittir. Satanlar yüz şart da koşsalar (batıldır!)."

Kütüb-i Sitte 281, Buhârî, Şurut 10.