HADİS KÜTÜPHANESİ

Riyazus Salihin

368 bölümTürkçe tercüme ve Arapça metin
BÖLÜM

İYİ NİYET VE SAMİMİYET

12 hadis

وعَنْ أَمِيرِ الْمُؤْمِنِينَ أَبِي حَفْصٍ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ بْنِ نُفَيْلِ بْنِ عَبْدِ الْعُزَّى بْنِ رِيَاحِ بْنِ عَبْدِ اللهِ بْنِ قُرْطِ بْنِ رَزَاحِ بْنِ عَدِيِّ بْنِ كَعْبِ بْنِ لُؤَيِّ بْنِ غَالِبٍ الْقُرَشِيِّ الْعَدَوِيِّ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ قَالَ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: إِنَّمَا الْأَعْمَالُ بِالنِّيَّاتِ، وَإِنَّمَا لِكُلِّ امْرِئٍ مَا نَوَى، فَمَنْ كَانَتْ هِجْرَتُهُ إِلَى اللهِ وَرَسُولِهِ، فَهِجْرَتُهُ إِلَى اللهِ وَرَسُولِهِ، وَمَنْ كَانَتْ هِجْرَتُهُ لِدُنْيَا يُصِيبُهَا، أَوِ امْرَأَةٍ يَنْكِحُهَا، فَهِجْرَتُهُ إِلَى مَا هَاجَرَ إِلَيْهِ.

Mü’minlerin devlet reisi Ömer ibn Hattab (Allah ondan razı olsun), Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)’i şöyle buyururken işittim, dedi: “Yapılan her türlü işler kişilerin niyetlerine göre değer bulur. Herkes yaptığı işin karşılığını niyetine göre bulur. Kimin niyeti Allah ve Rasûlü’nün rızasını kazanmak için İslâm’ı yaşayamadığı yerden yaşayabileceği yere göç etmekse onun hicreti Allah ve Rasûlü’nün rızasını kazanmak için olduğundan değerlendirmesi ona göre yapılıp sevabını ona göre alacaktır. Kim de elde edeceği bir dünyalık veya evleneceği bir kadına ulaşmak için hicret etmişse hicretinin karşılığı hicret ettiği şeye göre değerlendirilir.”

Riyazus-Salihin 1

وعَنْ أُمِّ الْمُؤْمِنِينَ أُمِّ عَبْدِ اللهِ عَائِشَةَ رَضِيَ اللهُ عَنْهَا قَالَتْ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: يَغْزُو جَيْشٌ الْكَعْبَةَ، فَإِذَا كَانُوا بِبَيْدَاءَ مِنَ الْأَرْضِ يُخْسَفُ بِأَوَّلِهِمْ وَآخِرِهِمْ. قَالَتْ: قُلْتُ: يَا رَسُولَ اللهِ، كَيْفَ يُخْسَفُ بِأَوَّلِهِمْ وَآخِرِهِمْ، وَفِيهِمْ أَسْوَاقُهُمْ وَمَنْ لَيْسَ مِنْهُمْ؟ قَالَ: يُخْسَفُ بِأَوَّلِهِمْ وَآخِرِهِمْ، ثُمَّ يُبْعَثُونَ عَلَى نِيَّاتِهِمْ.

Mü’minlerin annesi Ümmü Abdullah diye künyelenen Aişe (Allah ondan razı olsun)’dan rivayete göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuşlardır: “Kıyamete doğru bir ordu Kâbe’ye saldırmak üzere yola çıkacak, çıplak çöl gibi bir yere geldiklerinde hepsi birden yerin dibine batırılacaklardır.” Aişe (Allah ondan razı olsun): “Ya Rasûlallah! Onların arasında kötü niyetli olmayanlar veya ticaret yapmak için gelenler varken hepsi birden nasıl yerin dibine batar?” diye sordum. Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): “Evet, hepsi birden yerin dibine geçecektir. Ahirette de diriltilip niyetlerine göre hesaba çekileceklerdir.”

Riyazus-Salihin 2

وعَنْ عَائِشَةَ رَضِيَ اللهُ عَنْهَا قَالَتْ: قَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: لَا هِجْرَةَ بَعْدَ الْفَتْحِ، وَلَكِنْ جِهَادٌ وَنِيَّةٌ، وَإِذَا اسْتُنْفِرْتُمْ فَانْفِرُوا.

Aişe (Allah ondan razı olsun)’dan rivayet edildiğine göre Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Mekke fethinden sonra artık hicret etmek yoktur. Yalnız cihad etmek ve cihad niyetinde olmak vardır. O hâlde Allah yolunda savaşa çağrıldığınızda hemen katılın.”

Riyazus-Salihin 3

وعَنْ أبي عبد الله جَابِرٍ بن عبد الله الأنصاري رضي الله عنهما قال: كُنَّا مَعَ النَّبِيِّ ﷺ فِي غَزَاةٍ فَقال: إن بِالْمَدِينَةِ لَرِجَالًا مَا سِرْتُمْ مَسِيرًا، وَلاَ قَطَعْتُمْ وَادِيًا إلا كانوا مَعَكُمْ، حَبَسَهُمُ الْمَرَضُ. وفي رواية: إلا شَرِكُوكُمْ في الأجر. وعَنْ أنس رضي الله عنه قال: رَجَعْنَا مِنْ غَزْوَةِ تَبُوكَ مَعَ النبي ﷺ فَقال: إن أقوامًا خَلْفَنَا بِالْمَدِينَةِ مَا سَلَكْنَا شِعْبًا وَلاَ وَادِيًا إلا وَهُمْ مَعَنَا، حَبَسَهُمُ العُذْرُ.

Ebû Abdullah Câbir İbn Abdullah el-Ensârî (Allah onlardan razı olsun) şöyle demiştir: Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) ile birlikte bir savaşta beraberdik. Buyurdular ki: “Hasta olmaları yüzünden Medine’de kalıp savaşa katılamayan öyle kimseler var ki siz bir yolda yürüdüğünüz ve bir vadiyi geçtiğinizde onlar, niyetlerinden dolayı sizinle beraber gibidirler.” Başka bir rivayette ise: “Sevap kazanmakta onlar size ortak oldular.” şeklindedir. Yine Enes’ten (Allah ondan razı olsun) rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ile Tebük Savaşı’ndan döndüğümüzde şöyle buyurdular: “Medine’de bizim arkamızda kalan öyle kimseler var ki herhangi bir dağ yolunu veya bir vadiyi geçsek onlar da bizimle beraberdirler; onları özürleri alıkoymuştur.”

Riyazus-Salihin 4

وَعَنْ أبي يَزِيدَ مَعْنِ بْنِ يَزِيدَ بْنِ الأَخْنَسِ رضي الله عنه، وَهُوَ وَأَبُوهُ وَجَدُّهُ صَحَابِيُّونَ، قال: كان أبي يَزِيدُ أَخْرَجَ دَنَانِيرَ يَتَصَدَّقُ بِهَا فَوَضَعَهَا عِنْدَ رَجُلٍ فِي الْمَسْجِدِ، فَجِئْتُ فَأَخَذْتُهَا فَأَتَيْتُهُ بِهَا، فَقال: وَاللَّهِ مَا إِيَّاكَ أَرَدْتُ، فَخَاصَمْتُهُ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ ﷺ فَقال: لَكَ مَا نَوَيْتَ يَا يَزِيدُ، وَلَكَ مَا أَخَذْتَ يَا مَعْنُ.

Ebû Yezîd Ma‘n İbn Yezîd İbn Ahnes’ten (Allah ondan razı olsun) rivayet edildiğine göre -ki kendisi, babası ve dedesi sahâbîdirler- şöyle demiştir: Babam Yezîd, sadaka vermek üzere birkaç dinar çıkarmış ve mescitte oturan birinin yanına koymuştu. Ben de gelip onları alarak babama getirmiştim. Babam: “Yemin olsun ki o paraları sen alasın diye bırakmadım.” deyince Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) yanına giderek durumu ona arz ettim. Bunun üzerine o, meseleyi hallederek şöyle buyurdular: “Yezîd, sen niyetlendiğin sadaka sevabını kazandın. Ey Ma‘n, aldığın para da senindir.”

Riyazus-Salihin 5

وعَنْ أبي إسحاق سَعْدِ بْنِ أبي وَقَّاصٍ مَالِكِ بْنِ أُهَيْبِ بْنِ عَبْدِ مَنَافِ بْنِ زُهْرَةَ بْنِ كِلَابِ بْنِ مُرَّةَ بْنِ كَعْبِ بْنِ لُؤَيٍّ الْقُرَشِيِّ الزُّهْرِيِّ رضي الله عنه، أَحَدِ الْعَشَرَةِ الْمَشْهُودِ لَهُمْ بِالْجَنَّةِ، قال: جَاءَنِي رَسُولُ اللَّهِ ﷺ يَعُودُنِي عَامَ حَجَّةِ الْوَدَاعِ مِنْ وَجَعٍ اشْتَدَّ بِي، فَقُلْتُ: يَا رَسُولَ اللهِ، إِنِّي قَدْ بَلَغَ بِي مِنَ الْوَجَعِ مَا تَرَى، وَأَنَا ذُو مَالٍ، وَلَا يَرِثُنِي إِلَّا ابْنَةٌ لِي، أَفَأَتَصَدَّقُ بِثُلُثَيْ مَالِي؟ قال: لَا. فَقُلْتُ: فَالشَّطْرُ يَا رَسُولَ اللهِ؟ فَقال: لَا. قُلْتُ: فَالثُّلُثُ يَا رَسُولَ اللهِ؟ قال: الثُّلُثُ، وَالثُّلُثُ كَثِيرٌ -أَوْ كَبِيرٌ- إِنَّكَ أَنْ تَذَرَ وَرَثَتَكَ أَغْنِيَاءَ خَيْرٌ مِنْ أَنْ تَذَرَهُمْ عَالَةً يَتَكَفَّفُونَ النَّاسَ، وَإِنَّكَ لَنْ تُنْفِقَ نَفَقَةً تَبْتَغِي بِهَا وَجْهَ اللَّهِ إِلَّا أُجِرْتَ عَلَيْهَا، حَتَّى مَا تَجْعَلُ فِي فِي امْرَأَتِكَ. قال: فَقُلْتُ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، أُخَلَّفُ بَعْدَ أَصْحَابِي؟ قال: إِنَّكَ لَنْ تُخَلَّفَ فَتَعْمَلَ عَمَلًا تَبْتَغِي بِهِ وَجْهَ اللهِ إِلَّا ازْدَدْتَ بِهِ دَرَجَةً وَرِفْعَةً، وَلَعَلَّكَ أَنْ تُخَلَّفَ حَتَّى يَنْتَفِعَ بِكَ أَقْوَامٌ وَيُضَرَّ بِكَ آخَرُونَ. اللَّهُمَّ أَمْضِ لِأَصْحَابِي هِجْرَتَهُمْ، وَلَا تَرُدَّهُمْ عَلَى أَعْقَابِهِمْ، لَكِنِ الْبَائِسُ سَعْدُ بْنُ خَوْلَةَ. يَرْثِي لَهُ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ أَنْ مَاتَ بِمَكَّةَ.

Cennetle müjdelenen on sahâbîden biri olan Ebû İshâk Sa‘d İbn Ebû Vakkâs (Allah ondan razı olsun) şöyle dedi: Veda haccı yılında çektiğim şiddetli bir hastalık dolayısıyla Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ziyaretime geldi. Ben: “Yâ Resûlallah! Hastalığımın ne kadar arttığını görüyorsun. Ben zengin bir kimseyim, bir kızımdan başka mirasçım da yok. Malımın üçte ikisini dağıtayım mı?” dedim. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Hayır, öyle yapma.” dedi. “Yarısını dağıtayım mı?” dedim. Yine: “Hayır.” dedi. “Ya üçte birine ne dersin?” deyince: “Üçte birini dağıtabilirsin; hatta o bile çoktur. Mirasçılarını zengin bırakman, onları muhtaç bırakıp da insanlara el avuç açacak bir hâlde bırakmaktan hayırlıdır. Allah rızasını düşünerek yaptığın harcamalara, hatta eşinin ağzına koyduğun lokmaya kadar yaptığın tüm harcamalardan mutlaka sevap kazanırsın.” buyurdular. Bunun üzerine ben: “Yâ Resûlallah! Siz ve arkadaşlarım Mekke’den Medine’ye hicret ederlerken ben burada kalıp ölecek miyim?” diye sordum. Cevaben: “Hayır, sen burada kalmayacaksın. Allah rızası için güzel işler yaparak dereceni yükselteceksin. Allah’tan öyle umarım ki daha çok yaşayacak, müminlere fayda, kâfirlere de zarar vereceksin. Yâ Rabbi! Ashabımın hicretini tamamla ve onları gerisin geriye çevirme. Acınacak durumda olan Sa‘d İbn Havle’dir.” buyurdu. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), Sa‘d İbn Havle’nin Mekke’de ölmesine üzülüyordu.

Riyazus-Salihin 6

وعَنْ أبي هُرَيْرَةَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ صَخْرٍ رضي الله عنه قال: قال رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: إنَّ اللَّهَ لاَ يَنْظُرُ إِلَى أَجْسَامِكُمْ، وَلاَ إِلَى صُوَرِكُمْ، وَلَكِنْ يَنْظُرُ إِلَى قُلُوبِكُمْ وَأَعْمَالِكُمْ.

Ebû Hureyre (Allah ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Allah sizin bedenlerinize ve yüzlerinize değil, kalplerinize ve amellerinize bakar.” (Müslim, Birr 33; İbn-i Mâce, Zühd 9.)

Riyazus-Salihin 7

وعَنْ أبي مُوسَى عَبْدِ اللهِ بْنِ قَيْسٍ الأشعري رضي الله عنه قال: سُئِلَ رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم عَنِ الرَّجُلِ يُقَاتِلُ شَجَاعَةً، وَيُقَاتِلُ حَمِيَّةً، وَيُقَاتِلُ رِيَاءً، أَيُّ ذَلِكَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ؟ فَقَالَ رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم: مَنْ قَاتَلَ لِتَكُونَ كَلِمَةُ اللَّهِ هِيَ الْعُلْيَا فَهُوَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ.

Ebû Mûsâ Abdullah ibn Kays el-Eş‘arî (Allah ondan razı olsun) şöyle dedi: Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)’e biri cesaretini göstermek, diğeri milletini korumak, öteki ise kendisine yiğit adam dedirtmek için savaşan kimselerden hangisi Allah yolundadır, diye soruldu da Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şu cevabı verdi: “Kim Allah’ın kelimesi daha yüce olsun diye savaşıyorsa, o Allah yolundadır.” (Buhârî, Cihâd 15; Müslim, İmâre 150.)

Riyazus-Salihin 8

وعَنْ أبي بَكْرَةَ نُفَيْعِ بْنِ الْحَارِثِ الثَّقَفِيِّ رضي الله عنه أنَّ النبي صلى الله عليه وسلم قال: إذا الْتَقَى الْمُسْلِمَانِ بِسَيْفَيْهِمَا فَالْقَاتِلُ وَالْمَقْتُولُ فِي النَّارِ. قُلْتُ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، هَذَا الْقَاتِلُ فَمَا بَالُ الْمَقْتُولِ؟ قال: إنَّهُ كان حَرِيصًا عَلَى قَتْلِ صَاحِبِهِ.

Ebû Bekre Nüfey‘ ibn Hâris es-Sakafî (Allah ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “İki Müslüman birbirine kılıç çektiğinde, öldüren de ölen de cehennemdedir.” Bunun üzerine ben: Ey Allah’ın Rasûlü, öldürenin durumu belli ama ölen niçin cehennemdedir, diye sordum. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) Efendimiz buyurdular ki: “Çünkü o da arkadaşını öldürmek istiyordu.” (Buhârî, İman 22; Müslim, Kasâme 33.)

Riyazus-Salihin 9

وعن أبي هريرة رضي الله عنه قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : "صلاة الرجل في جماعة تزيد على صلاته في سوقه وبيته بضعاً وعشرين درجه وذلك أن أحدهم إذا توضأ فأحسن الوضوء ثم أتى المسجد لا يريد إلا الصلاة، لا ينهزه إلا الصلاة، لم يخط خطوة إلا رفع له بها درجة، وحط عنه بها خطيئة حتى يدخل المسجد، فإذا دخل المسجد كان في الصلاة ما كانت الصلاة هى تحبسه، والملائكة يصلون على أحدكم ما دام في مجلسه الذى صلى فيه، ما لم يحدث فيه" ((متفق عليه، وهذا لفظ مسلم)). وقوله صلى الله عليه وسلم: ' ينهزه هو بفتح الياء والهاء وبالزاى: أى يخرجه وينهضه '

Ebû Hüreyre (Allah ondan razı olsun) anlatıyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Bir kimsenin cemaatle kıldığı namaz, evinde ve iş yerinde tek başına kıldığı namazdan yirmi küsur derece daha faziletlidir. Çünkü güzelce abdest alıp yalnızca namaz kılmak amacıyla mescide gelen kimsenin attığı her adımla bir derecesi yükseltilir, bir günahı silinir. Mescide girdikten sonra namazı beklediği sürece namazdaymış gibi sevap kazanır. Abdestini bozmadığı müddetçe melekler, namaz kıldığı yerde bulunduğu sürece onun için dua eder.” Buhârî ve Müslim rivayet etmiştir; lafız Müslim’indir. Buradaki “yalnızca namaz kılmak amacıyla” ifadesi, mescide gitmeye sevk eden nedenin namaz olduğunu anlatır.

Riyazus-Salihin 10

وعن أبي العباس عبد الله بن عباس بن عبد المطلب رضي الله عنهما، عن رسول الله، صلى الله عليه وسلم، فيما يروى عن ربه، تبارك وتعالى قال: " إن الله كتب الحسنات والسيئات ثم بين ذلك: فمن همّ بحسنة فلم يعملها كتبها الله تبارك وتعالى عنده حسنة كاملة، وإن هم بها فعملها كتبها الله عشر حسنات إلى سبعمائه ضعف إلى أضعاف كثيرة، وإن هم بسيئة فلم يعملها كتبها الله عنده حسنة كاملة، وإن همّ بها فعملها كتبها الله سيئة واحدة " ((متفق عليه)).

İbn Abbâs (Allah onlardan razı olsun), Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) Rabbinden naklen şöyle buyurduğunu rivayet eder: “Allah iyilikleri ve kötülükleri yazdı, sonra bunları açıkladı: Bir kimse iyilik yapmaya niyet edip onu yapamazsa Allah ona tam bir iyilik sevabı yazar. Niyet edip yaparsa on katından yedi yüz katına, hatta daha fazlasına kadar sevap yazar. Kötülüğe niyet edip onu yapmazsa ona tam bir iyilik sevabı yazar; niyet edip yaparsa yalnızca bir kötülük yazar.” Buhârî ve Müslim rivayet etmiştir.

Riyazus-Salihin 11

وعن أبي عبد الرحمن عبد الله بن عمر بن الخطاب، رضي الله عنهما قال: سمعت رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول: " انطلق ثلاثة نفر ممن كان قبلكم حتى آواهم المبيت إلى غار فدخلوه، فانحدرت صخرة من الجبل فسدت عليهم الغار، فقالوا: إنه لا ينجيكم من هذه الصخرة إلا أن تدعوا الله بصالح أعمالكم. قال رجل منهم: اللهم كان لي أبوان شيخان كبيران، وكنت لا أغبق قبلهما أهلاً ولا مالاً. فنأى بى طلب الشجر يوماً فلم أرح عليهما حتى ناما فحلبت لهما غبوقهما فوجدتهما نائمين فكرهت أن أوقظهما وأن أغبق قبلهما أهلاً أو مالاً، فلبثت- والقدح على يدى- أنتظر استيقاظهما حتى برق الفجر والصبية يتضاغون عند قدمى- فاستيقظا فشربا غبوقهما. اللهم إن كنت فعلت ذلك ابتغاء وجهك ففرج عنا ما نحن فيه من هذه الصخرة، فانفرجت شيئاً لا يستطيعون الخروج منه. قال الآخر: اللهم إنه كانت لي ابنة عم كانت أحب الناس إلىّ " وفى رواية: "كنت أحبها كأشد ما يحب الرجال النساء، فأردتها على نفسها فامتنعت منى حتى ألمّت بها سنة من السنين فجاءتنى فأعطيتها عشرين ومائة دينار على أن تخلى بينى وبين نفسها ففعلت، حتى إذا قدرت عليها" وفى رواية: "فلما قعدت بين رجليها، قالت: اتق الله ولا تفض الخاتم إلا بحقه، فانصرفت عنها وهى أحب الناس إلى وتركت الذهب الذى أعطيتها، اللهم إن كنت فعلت ذلك ابتغاء وجهك فافرج عنا ما نحن فيه، فانفرجت الصخرة غير أنهم لا يستطيعون الخروج منها. وقال الثالث: اللهم استأجرت أجراء وأعطيتهم أجرهم غير رجل واحد ترك الذى له وذهب، فثمرت أجره حتى كثرت منه الأموال، فجاءنى بعد حين فقال: يا عبد الله أدّ إلى أجرى، فقلت: كل ما ترى من أجرك: من الإبل والبقر والغنم والرقيق. فقال: يا عبد الله لا تستهزئ بى! فقلت: لا أستهزئ بك، فأخذه كله فاستاقه فلم يترك منه شيئاً، اللهم إن كنتُ فعلت ذلك ابتغاء وجهك فافرج عنا ما نحن فيه، فانفرجت الصخرة فخرجوا يمشون" ((متفق عليه)).

Abdullah İbni Ömer (Allah onlardan razı olsun), Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu işitti: “Sizden önce yaşayan üç kişi yolculukta gecelemek için bir mağaraya girdi. Dağdan yuvarlanan bir kaya mağaranın ağzını kapattı. Birbirlerine, ‘Bizi buradan ancak Allah’a yaptığımız iyi işleri anarak dua etmek kurtarır’ dediler. İlki, yaşlı anne babasına her akşam süt götürdüğünü; bir gece geç kaldığında onları uyandırmaya kıyamayıp çocukları açlıktan ağlarken sabaha kadar süt kabıyla beklediğini anlattı. ‘Bunu senin rızan için yaptıysam önümüzdeki kayayı arala’ diye dua etti. Kaya biraz açıldı, fakat çıkamadılar. İkincisi, çok sevdiği amcasının kızına yaklaşmak istemiş, kadın zor durumda kalınca ona yüz yirmi dinar vermişti. Tam birlikte olacakları sırada kadın Allah’tan korkmasını ve kendisine ancak meşru yoldan yaklaşmasını söylemişti. O da kadından uzaklaşıp verdiği parayı geri almamıştı. Bunu Allah rızası için yaptıysa kayayı aralamasını diledi. Kaya biraz daha açıldı, ama yine çıkamadılar. Üçüncüsü, ücretini almadan giden bir işçinin parasını işletip çoğalttığını; işçi geri döndüğünde oluşan bütün deve, sığır, koyun ve hizmetkârları ona verdiğini anlattı. Bunu Allah rızası için yaptıysa kurtarılmalarını istedi. Kaya tamamen açıldı ve yürüyerek dışarı çıktılar.” Buhârî ve Müslim rivayet etmiştir.

Riyazus-Salihin 12